Olmak ve Görünmek Kiplikleri Bağlamında Bir Çözümleme

Doç. Dr. Songül Aslan Karakul

Ka­na­dı Der­viş ta­ra­fın­dan kı­rı­lan Kuş’a,
Hz. Sü­ley­man sorar: “Neden kaç­ma­dın?”
Kuş: “Der­viş­lik hır­ka­sı giy­miş­ti, zarar ver­mez diye kaç­ma­dım”, der.
Hz. Sü­ley­man, kısas ile der­vi­şin ko­lu­nun kı­rıl­ma­sı­na karar verir.
Kuş iti­raz eder: “Ko­lu­nu kır­ma­yın hır­ka­sı­nı çı­kar­tın! Onun­la kan­dı­rı­yor”, der.

 

Ger­çek­çi ko­yu­ta (fr. pos­tu­lat) göre an­lam­lan­dır­ma kav­ram­la nesne ara­sın­da bir ba­ğın­tı­dır. Gös­ter­ge­bi­lim ise gös­ter­ge­le­ri an­lam­lan­dır­ma bi­li­mi­dir. İnce­le­me nes­ne­si­ni gös­ter­ge­ler diz­ge­si (fr. systèmes des sig­nes) oluş­tu­rur. Gös­ter­ge­nin be­tim­len­me­si ve an­lam­lan­dır­ma­sı ken­di­ni çoğu zaman kül­tü­rel ve top­lum­sal bir yo­rum­la­ma­nın so­nu­cu ola­rak gös­te­rir. Bu yo­rum­la­ma, ça­lış­ma­mız­da doğa (hay­van)/insan kar­şıt­lı­ğıy­la ya­pıl­ma­ya ça­lı­şı­la­cak­tır. Hz. Sü­ley­man ve Ka­na­dı Kırık Kuş kıs­sa­sı için­de ba­rın­dır­dı­ğı eden­ler; do­ğa­la­rı ve ey­lem­le­ri ba­kı­mın­dan olmak ve gö­rün­mek kip­lik­le­ri ve her iki­si­nin çe­li­şik­le­ri­ni gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen üze­rin­de gös­ter­me­yi amaç­la­dı­ğı­mız gös­ter­ge­bi­lim­sel çö­züm­le­me­ye uygun bir ör­nek­çe oluş­tur­mak­ta­dır.

Gös­ter­ge­bi­lim, gös­ter­ge­ler diz­ge­si­ni an­lam­lan­dır­ma­ya, kav­ram­la nesne ara­sın­da­ki ba­ğın­tı­yı or­ta­ya koy­ma­ya ça­lı­şan ve ken­di­si­ni sü­rek­li ge­liş­ti­ren, uy­gu­la­ma alan­la­rı­nı her geçen gün ge­niş­let­mek­te olan ku­ram­sal bir ör­nek­çe­dir. Bu ör­nek­çe, kül­tü­rel dün­ya­nın üret­ti­ği an­lam­lı diz­ge­le­ri ken­di­si­ne in­ce­le­me nes­ne­si edin­miş­tir. Gös­ter­ge­bi­lim­sel ör­nek­çe, kav­ram ve nesne ara­sın­da­ki ba­ğın­tı­yı araş­tı­rır­ken bu ba­ğın­tı­nın ne ol­du­ğun­dan çok nasıl ol­du­ğuy­la il­gi­len­mek­te­dir. Yani an­la­mın olu­şum kat­man­la­rı­na bak­mak­ta­dır. Bir ba­kı­ma Ja­c­qu­es Dérrida’nın öner­di­ği ya­pı­bo­zu­mu tek­ni­ğiy­le ça­lış­mak­ta­dır.

Ya­şa­mı bo­yun­ca dün­ya­yı ve in­sa­nı kav­ra­ma­ya ça­lış­mış olan Al­gir­das-Ju­li­en Gre­imas’ın İstan­bul Üni­ver­si­te­sinde mi­sa­fir öğ­re­tim üye­li­ği yap­tı­ğı dö­nem­de Tah­sin Yücel’in dok­to­ra te­zin­de kul­lan­dı­ğı yön­tem­den esin­le­ne­rek ge­liş­tir­miş ol­du­ğu ve yine ku­ru­cu­su ol­du­ğu Paris Gös­ter­ge­bi­lim Çev­re­si’nde kabul görüp kul­la­nı­lan bu ku­ram­sal ör­nek­çe­nin ay­gıt­la­rın­dan biri de ele alı­nan an­lam­sal diz­ge­de­ki kip­lik­le­rin tes­pit edi­le­rek bu kip­lik­le­rin gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen çiz­ge­sin­de de­ğer­len­di­ril­me­si­dir. Bu­ra­da ku­ru­lan öner­me an­la­tı­da­ki ey­le­yen­le­rin olma hâli ve ey­lem­le­ri­nin tu­tar­lı­lık/tu­tar­sız­lık gös­te­rip gös­ter­me­di­ği­nin doğ­ru­la­ma­sı­na ola­nak sağ­la­mak­ta­dır.

An­la­tı­lar tür­le­ri­ne göre de­ği­şik iş­lev­le­re sa­hip­tir­ler. Ör­ne­ğin, bir şair şi­irin­de “bir şey öğ­ret­mek, bir şey an­lat­mak, bir şeye inan­dır­mak ar­zu­suy­la dolu ol­ma­dan, bun­la­rı salt amaç ola­rak be­nim­se­me­den de, bir şey öğ­re­te­bi­lir, bir şey an­la­ta­bi­lir, bir şeye inan­dı­ra­bi­lir” (Rifat, 2000: 32) der. Kıssa ise bir tür ola­rak tam da bir şey öğ­ret­mek, ders çı­kar­mak, ibret almak amaç­la­rı­nı güder. “Kur’an kıs­sa­la­rı­nın an­la­tım yön­te­min­de üç temel özel­lik göze çar­par: Tek­rar, olay­la­rın sa­de­ce amaca (dinî bil­di­ri / ibret) ye­tecek ka­da­rı­nın an­la­tıl­ma­sı, kıs­sa­la­rın ara­sın­da ibret alı­na­cak özel­lik ve nok­ta­la­rın ne ol­du­ğu­nun be­lir­til­me­si” (Şen­gül, 2002: 500) söz ko­nu­su­dur.

Gös­ter­ge ola­rak bir an­la­tı da diğer tüm an­lam­lı ya­pı­lar gibi an­la­tım ve içe­rik düz­lem­le­rin­den olu­şan bir bü­tün­dür. Hem an­la­tım hem de içe­rik bir töz ve biçim ba­rın­dı­rır. Gös­ter­ge bu kat­man­la­rın öge­le­ri ara­sın­da­ki iliş­ki­le­re ba­kı­la­rak yo­rum­la­na­bi­lir. Rifat’ın (2000: 20) ifa­de­siy­le, “an­la­tım düz­le­min­de­ki bi­rim­le­rin ek­lem­le­niş dü­ze­ni ile içe­rik düz­le­min­de­ki bi­rim­le­rin ek­lem­le­niş dü­ze­ni­nin eş­bi­çim­li ol­duk­la­rı ileri sü­rü­le­bi­lir”. Gre­imas’ın, Lan­ci­oni’nin (2010) de­yi­miy­le gös­ter­ge­nin ya­pı­sı­nı oluş­tur­ma ör­nek­çe­sin­de üre­ti­ci izlem (fr. par­co­urs génératif) dü­zey­le­ri ara­sın­da yü­zey­sel dü­zey­ler an­la­tım düz­le­mi; iz­le­min soyut dü­zey­le­ri ise içe­rik düz­le­mi ola­rak ya­pı­lan­dı­rıl­mak­ta­dır. Hjelms­lev’in bu yü­zey­sel ve soyut dü­zey­le­ri Gre­imas ve Denis Bert­rand’da Uzdu Yıl­dız’ın (2017: 262) kar­şı­laş­tır­dı­ğı ve bizim de aşa­ğı­da­ki şe­kil­de sü­tun­la­dı­ğı­mız kav­ram­lar­da kar­şı­lı­ğı­nı bul­mak­ta­dır:

Greimas Bertrand
- betimsel düzey (gösterge dizgesi betimlenir ve üst dile aktarılır)- söylemsel yapılar (yerdeşlikler, betisel ve izleksel olarak incelenir)
- yöntembilimsel düzey (tutarlılık ve bağlantılar incelenir)- anlatısal-göstergesel yapılar (anlatı izlencesi, anlatıdaki eylemin süreci ve anlatı kişileri incelenir, betimlenir, kişilerin kipsel yapıları incelenir)
- bilimkuramsal düzey (inceleme nesnesinin göstergebilim açısından kavram ağı içinde anlamlandırıldığı bölümdür)- derin ya­pı­lar (yazın ya­pı­tı­nın an­lam­sal çö­züm­le­me­si kar­şıt­lık ve çe­liş­ki iliş­ki­le­ri açı­sın­dan gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen üze­rin­den çö­züm­le­nir. Böy­le­ce, an­la­tı­nın anlam açı­lı­mı sağ­la­nır. Yüzey ya­pı­da gö­rün­me­yen an­lam­la­ra ula­şı­lır.

Hjelms­lev’in yü­zey­sel dü­ze­yi, Gre­imas’ın be­tim­sel ve yön­tem­bi­lim­sel dü­ze­yi, Bert­rand’ın ise söy­lem­sel ya­pı­lar ve an­la­tı­sal-gös­ter­ge­sel ya­pı­la­rı di­zim­sel ba­ğın­tı­lar içe­rir­ken sı­ra­sıy­la yine her bi­ri­nin soyut dü­ze­yi, bil­gi­ku­ram­sal dü­ze­yi ve derin ya­pı­la­rı di­zi­sel ba­ğın­tı­lar içer­mek­te­dir.

Ça­lış­ma­mız­da ilk bo­yu­tu konu dışı bı­ra­kır­ken sı­nır­lı­lık il­ke­si ba­kı­mın­dan yal­nız­ca ikin­ci bo­yu­tu yani içe­rik düz­le­mi/bil­gi­ku­ram­sal düzey/derin ya­pı­lar/ dü­ze­yi­ni ele almak zo­run­lu­luk oluş­tur­mak­ta­dır.

Bu an­la­tı­da Gre­imas’ın ey­le­tim, edinç, edim ve yap­tı­rım aşa­ma­la­rın­dan olu­şan dört­lü an­la­tı çiz­ge­si­nin son aşa­ma­sın­da­ki yap­tı­rım aşa­ma­sı ele alın­mak­ta­dır.

Pa­ni­er’nin (Pa­ni­er, 2002) ifa­de­siy­le yap­tı­rım (fr. ma­ni­pu­la­ti­on) an­la­tı­sal çiz­ge­nin bi­ti­riş­sel ev­re­si­dir. Bu aşama, edim aşa­ma­sı­nın kıl­gı­sal so­nu­cu ile ka­rış­tı­rıl­ma­ma­lı­dır. Yap­tı­rım, ger­çek­le­şecek iz­len­ce­yi gö­rün­ge­sel­leş­ti­ren (fr. mise en pers­pec­ti­ve) (Günay ve Aslan Ka­ra­kul, 2020) ey­le­ti­me bağ­lı­la­şık ola­rak, ye­ri­ne ge­ti­ril­miş iz­len­ce­nin bitiş de­ğer­len­dir­me­si­ni sunar (dö­nüş­müş du­rum­la­rın, edim­leş­miş ey­lem­le­rin ve uy­gu­la­ma­ya geç­miş edinç­le­rin). Bu yo­rum­la­ma iş­lem­le­ri (yo­rum­la­yı­cı yapım) gön­de­ren (yar­gı­la­yı­cı ve bil­gi­le­yi­ci) ve iş­lem­ci özne rol­le­ri­ni ye­ni­den sah­ne­ye çı­ka­rır. Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da, aynı za­man­da iş­lem­ci özne hak et­ti­ği­ne (olum­lu ya da olum­suz) de ka­vu­şur. İşlem­ci özne ken­di­ni, ta­nın­mış özne kim­li­ği­ni işa­ret eden ya da gös­te­ren bir nes­ne-ile­ti ile ni­te­lik­len­di­ril­miş görür. Ma­sal­lar­dan ör­nek­len­di­recek olur­sak zor­luk­la­rın üs­te­sin­den gelen kah­ra­ma­na (İşlem­ci Özne) Kral gü­zel­ler gü­ze­li kı­zı­nı verir, tah­tı­nı da ona bı­ra­kır vb.

An­la­tı­nın derin ya­pı­sın­da yer alan yap­tı­rım aşa­ma­sın­da­ki iş­lem­ci özne ve yar­gı­la­yı­cı ve bil­gi­len­di­ri­ci gön­de­ren ara­sın­da­ki de­ğer­len­dir­me­ler bi­liş­sel bo­yut­ta ger­çek­le­şir. Bu­ra­da eden­le­rin ey­le­yen rol­le­ri­ne göre ey­lem­le­ri­nin uy­gun­luk (tu­tar­lı­lık ve bağ­lı­lık)ları göz­den ge­çi­ri­lir.Kip­leş­tir­me an­la­tı iz­len­ce­sin­de öz­ne­yi ta­nı­ma­mız­da ey­lem­le­rin sı­nıf­lan­dı­rıl­ma­sın­da ko­lay­lık sağ­lar. “Kip­leş­tir­me öz­ne­nin söz­ce­sin­de be­lirt­ti­ği işa­ret­le­ri açık­lar” (akt. Günay, 2002: 48). Ça­lış­ma­mız­da kip­leş­tir­me­yi öne çı­kar­ma ne­de­ni­miz, öz­ne­yi daha iyi ta­nı­ma ama­cı­na yö­ne­lik­tir.

Hz. Sü­ley­man ve Ka­na­dı Kırık Kuş an­la­tı­sı­nın ki­şi­le­ri Hz. Sü­ley­man, Der­viş ve Kuş’tur.

Hz. Sü­ley­man: An­la­tı ev­re­ni­nin dı­şın­da aynı za­man­da ger­çek dün­ya­ya ait bir ki­şi­dir. Hz. Dâvûd’un, Allah’ın is­te­ği üze­ri­ne hem hü­küm­dar­lı­ğı­nı hem de pey­gam­ber­li­ği­ni ken­di­si­ne ak­tar­dı­ğı oğ­lu­dur. Üstün ki­şi­lik­li, şük­re­den, sâlih, hakîm, an­la­yış­lı bir kul ol­du­ğu için, kes­kin ze­kâ­sı, engin bil­gi­si ve hik­me­ti olan bir zat’tır. Adı Kur’an-ı Kerim’de de­fa­lar­ca geç­mek­te­dir. Kur’an, Hz. Sü­ley­man’ın güzel bir kul ol­du­ğu­nu, daima Allah’a yö­nel­di­ği­ni, Allah ka­tın­da büyük de­ğe­ri ve güzel yeri bu­lun­du­ğu­nu be­lirt­mek­te­dir (Sâd su­re­si 38/30, 40).

Hz. Sü­ley­man’ın olay­la­rı de­ğer­len­dir­me ve so­run­la­rı çözme ye­te­ne­ği ba­ba­sın­dan daha üs­tün­dür: Kur’an’da geçen koyun sü­rü­sü (El-En­bi­ya 21/78, 21/79) (Yazır, 2011) ve aynı ço­cu­ğu sa­hip­le­nen iki kadın so­ru­nu örnek gös­te­ri­le­bi­lir. Haz­re­ti Sü­ley­man’a kuş dili öğ­re­til­miş­tir (Neml su­re­si 27/20-1). Sü­ley­man Davut’a varis oldu: “Ey in­san­lar! Bize kuş dili öğ­re­til­di ve bize her şey­den bolca ve­ril­di” (Neml su­re­si, 27/16).

Der­viş: Mev­la­na Mes­ne­vî’nin ilk ki­ta­bın­da on­la­rı “Hırka al­tın­da­ki sul­tan­lar” diye ni­te­len­dir­miş­tir.“Ha­ki­ki der­viş yok­sul­dur.

Bir hırka, bir lokma ile ye­ti­nir, kendi ken­di­ne ye­ter­li­dir. Mis­kin­li­ğiy­le övü­nür, ancak yok­sul­lu­ğu­nu hiç­bir zaman çıkar sağ­la­ma­nın bir aracı ola­rak gör­mez. İbrâ­him b. Edhem gibi el emeği ve alın te­riy­le ge­çi­nir. Gönlü zen­gin, eli açık­tır. Zen­gin bile olsa ser­vet gön­lün­de değil elin­de­dir. Her­ke­se yar­dım eder, uğ­ra­dı­ğı hak­sız­lık­la­ra ta­ham­mül gös­te­rir, bütün in­san­la­rı sever. Dö­ve­ne karşı elsiz, sö­ve­ne karşı dil­siz­dir. Ya­ra­tan­dan ötürü ya­ra­tı­la­nı hoş görür. Yet­miş iki mil­le­te bir gözle bakar, gü­nah­kâr in­san­lar­dan yüz çe­vir­mez, edep­siz­ler­den bile edep öğ­ren­me­yi bilir. Sa‘dî’nin de­yi­miy­le der­viş gönül eh­li­dir, Allah ada­mı­dır. Çiğ­nen­dik­çe daha iyi ürün veren top­ra­ğa ben­zer. Se­vim­li ve güler yüz­lü­dür, soğuk ta­bi­at­lı ve asık su­rat­lı de­ğil­dir. Her­ke­si an­la­ma­ya ve der­di­ne deva bul­ma­ya ça­lı­şır. Ermiş ve ergin bir in­san­dır. Der­vi­şin eli, gönlü ve be­de­ni boş­tur; elin­de mal, gön­lün­de mal edin­me ar­zu­su bu­lun­maz, be­de­niy­le gü­na­ha gir­mez As­lın­da der­viş­lik çok zor bir yol­dur. Bu zor­luk hak­kıy­la bi­lin­sey­di kimse der­viş­li­ğe talip ol­maz­dı” (Ya­zı­cı, 1994: 189).

Der­viş­lik hır­ka­sı­nı giyen der­viş onu ta­şı­ma­nın so­rum­lu­lu­ğu­nu da en iyi bi­len­dir.

Kuş: Kur’an’da kuş­lar sıkça geçer. Gök­yü­zü­nün boş­lu­ğun­da Allah’ın em­ri­ne boyun eğ­di­ri­le­rek uçu­şan kuş­la­ra bak­ma­dı­lar mı? Şüp­he­siz bunda ina­nan bir top­lum için ib­ret­ler var­dır (Nahl su­re­si, 16/79). Gör­mez misin ki, gök­ler­de ve yerde bu­lu­nan­lar­la dizi dizi kanat çır­pıp uçan kuş­la­rın Allah’ı teş­bih et­tik­le­ri­ni)? Her biri kendi tes­bi­hi­ni ve du­ası­nı bil­miş­tir. (Nur su­re­si, 24/41). Onlar, Allah’a kul­luk eden onun emir­le­ri­ni ye­ri­ne ge­ti­ren can­lı­lar­dan­dır. Rab­bi­nin fil sa­hip­le­ri­ne ne yap­tı­ğı­nı gör­me­din mi? … Üzer­le­rin sürü sürü kuş­lar gön­der­di. On­la­ra ça­mur­dan sert­leş­miş taş­lar atı­yor­lar­dı (Fil su­re­si, 105/3-4). Gö­rül­dü­ğü üzere kuş­la­ra iyi­lik eden­ler ödül­len­di­ri­lir, kö­tü­lük eden­ler ise ce­za­lan­dı­rı­lır.

Gös­ter­ge­bi­lim­sel çö­züm­le­me­de iş­le­vin adı ey­le­yen, bu işi yapan an­la­tı ki­şi­si ise eden­dir. Yani “özne” bir ey­le­yen­dir, Hz. Sü­ley­man bir eden­dir. Hz. Sü­ley­man ye­ri­ne göre özne, gön­de­ren, yar­dım­cı ya da bir başka ey­le­yen ola­bi­lir. Eden sa­yı­sı­nın an­la­tı­dan an­la­tı­ya de­ğiş­me­si­ne kar­şı­lık ey­le­yen sa­yı­sı al­tı­dır. Bu altı ey­le­ye­nin her biri bir iş­le­ve kar­şı­lık gel­mek­te­dir (Gön­de­ren, Özne, Nesne, Yar­dım­cı, En­gel­le­yi­ci ve Gön­de­ri­len). Gön­de­ren Öz­ne­yi ha­re­ke­te ge­çi­rir; Özne bir Nes­ne­ye yö­ne­lir; Yar­dım­cı Öz­ne­yi nes­ne­si­ne ulaş­ma ko­nu­sun­da des­tek­ler; En­gel­le­yi­ci Öz­ne­nin kar­şı­tı­dır (Kar­şı-Öz­ne); Gön­de­ri­ci ise Öz­ney­le Nes­ne­nin ta­mam­lan­mış eylem son­ra­sın­da­ki du­ru­mu­nu be­lir­ten iş­lev­dir. “Hepsi birer iş­le­vi be­lir­ten ve fark­lı ki­şi­ler ta­ra­fın­dan ger­çek­leş­ti­ri­le­bi­len bu ey­le­yen­ler ara­sın­da ey­le­mi ger­çek­leş­tir­me du­rum­la­rı­na göre bir­le­şim­ler gö­rü­lür. Yani iki ey­le­ye­nin bir­bir­le­ri ara­sın­da amaca da­ya­lı, bir ey­le­ye­nin diğer ey­le­ye­ne ne amaç­la yö­nel­di­ği­ni gös­te­ren ba­ğın­tı­lar ku­ru­lur” (Uzdu Yıl­dız, 2012: 15-16). Bu du­rum­da ey­le­yen­ler ara­sın­da¸ ey­le­yen şe­ma­sın­da: Gön­de­ren-Öz­ne-Nes­ne ara­sın­da = is­te­yim ek­se­ni­ni; Gön­de­ren- Nes­ne-Gön­de­ri­len ara­sın­da = ile­ti­şim ek­se­ni­ni; Yar­dım­cı- Öz­ne-En­gel­le­yi­ci ara­sın­da = güç ek­se­ni­ni (Günay, 2018: 92) oluş­tu­rur.

Bu kıs­sa­dan his­se­de, an­la­tı iz­len­ce­si­nin dört aşa­ma­sın­dan (ey­le­tim-edinç-edim-yap­tı­rım) yap­tı­rım aşa­ma­sı söz ko­nu­su­dur. Ancak edim aşa­ma­sı­nı da gö­re­bi­li­yo­ruz.İşlem­ci öz­ne­si (Der­viş) Öz­ne­nin (kuş) ka­na­dı­nı kırar. Bu edim aşa­ma­sı­dır. Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da daha ön­ce­ki aşa­ma­da Nesne ko­nu­mun­da­ki kuş, yar­gı­la­yan (fr. ju­di­ca­te­ur) bi­çi­min­de­ki bir Gön­de­re­ne (Co­ur­tes, 1991: 99) dö­nü­şür ve İşlem­ci Öz­ne­den (Hz. Sü­ley­man) Kar­şı-Öz­ne (Der­viş’i) ce­za­lan­dır­ma­sı­nı ister.

Kü­çü­cük bir kıs­sa­da iki fark­lı an­la­tı iz­len­ce­si var­dır. Bi­rin­ci­sin­de İşlem­ci Özne (Der­viş) kuşun (Nesne) ka­dı­nı kırar (Gön­de­ri­len). Bu sü­reç­te der­vi­şin hır­ka­sı hem gön­de­ren (erk) hem de Yar­dım­cı Özne ola­rak işlev görür. En­gel­le­yi­ci ise kuşun inan­cı (der­vi­şin hır­ka­sı­na ba­ka­rak yan­lış yap­ma­ya­ca­ğı­nı dü­şü­nür) ve el­bet­te za­yıf­lı­ğı ola­rak de­ğer­len­di­ri­le­bi­lir. Bu­ra­da edim ger­çek­le­şir ve Der­viş kuşun ka­na­dı­nı kırar.

İkinci an­la­tı iz­len­ce­sin­de ise ön­ce­ki eden­ler fark­lı ey­le­yen gö­rev­le­ri­ni üst­le­nir­ler: Kuş (Gön­de­ren) Hz. Sü­ley­man’dan (İşlem­ci Özne) Der­vi­şi (Nesne) ce­za­lan­dır­ma­sı­nı (ama İşlem­ci Öz­ne­ye öz­gür­lük bı­rak­maz, kendi is­te­di­ği bi­çim­de (ko­lu­nu kır­mak) değil, (hır­ka­sı­nı çı­ka­ra­rak) ce­za­lan­dır­ma­sı­nı ister. Böy­le­ce fi­zik­sel bir ceza ye­ri­ne ruh­sal (moral) bir ceza ve­ri­lir.

An­la­tı­sal me­tin­le­rin in­ce­len­me­sin­de, iz­len­ce­le­rin sı­ra­lı­dü­ze­ni­ni (fr. hiérarc­hie) iyi oluş­tur­mak çok önem­li­dir. Bir met­nin dü­zen­le­ni­mi­ne (fr. dis­po­si­tif) bil­mek ve an­la­mak iş­lem­le­ri gir­di­ği andan iti­ba­ren doğru ve düz­me­ce, /inan­ma­yıyap­mak/ (inan­dır­mak) ve /inan­mak/ so­ru­nu ken­di­ni gös­te­rir. An­la­tı­nın içine yer­leş­miş doğ­ru­luk (ve dış bir ger­çek­lik­le ba­ğın­tı için­de değil), doğ­ru­la­ma iş­lem­le­ri­nin ya da ikna etme ve yo­rum­la­ma gibi bi­liş­sel iş­lem­le­rin mey­ve­si ve so­nu­cu­dur. Bu iş­lem­ler /olmak/ ve /gö­rün­mek/in kip­sel ulam­la­rı ve bun­la­rın sı­ra­sıy­la doğru, giz, yalan ve düz­me­ce­yi oluş­tu­ran bir­leş­ti­rim­le­ri­ni (fr. com­bi­na­ison): /olmak/ + /gö­rün­mek/; /olmak/ + /gö­rün­mek-de­ğil/; /ol­mak-de­ğil/ + /gö­rün­mek/; /ol­mak-de­ğil/ + /gö­rün­mek-de­ğil/ oyuna dahil eder.Bu du­ru­mu Gre­imas’ın doğ­ru­la­ma çiz­ge­si (gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen) üze­rin­de aşa­ğı­da­ki bi­çim­de gös­ter­mek müm­kün­dür:

Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da­ki Özne ve Nesne, olma hâli Öz­ne­si (fr. sujet d’état) ve olma hâli Nes­ne­si­dir (fr. objet d’état). Özne edimi son­ra­sın­da bir nes­ne­ye sa­hip­tir ya da de­ğil­dir. “Kuş kar­şı­sın­da­ki ki­şi­nin Der­viş hır­ka­sı ta­şı­dı­ğı için ken­di­si­ne zarar ver­me­ye­ce­ği­ne inan­mış ama ya­nıl­mış­tır”. Der­vi­şin hırka giy­miş ol­ma­sı kuşun nez­din­de doğ­ru­yu yan­sıt­mak du­ru­mun­da­dır. Nesne (Kuş) ken­di­si­ne zarar veren Öz­ne­yi (Der­viş) top­lum­sal de­ğer­ler sis­te­min­de­ki ye­ri­ne oturt­muş ve buna göre “Der­viş Hır­ka­sı giy­miş bi­ri­nin Der­viş ola­ca­ğı­na inan­mış­tır”.

Edim aşa­ma­sın­da­ki Nesne (Kuş) Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da yar­gı­la­yı­cı Gön­de­ren ola­rak İşlem­ci Öz­ne­den (Hz. Sü­ley­man): “Ko­lu­nu kır­ma­yın hır­ka­sı­nı çı­kar­tın! Onun­la kan­dı­rı­yor” hük­mü­nü talep et­mek­te­dir.

Bu nok­ta­ya ta­şın­mış olan an­la­tı­nın son aşa­ma­sın­da­ki olma hâli söz­ce­si (fr. énoncé d’état) nin Öz­ne­si Der­viş’in olmak ve gö­rün­mek kip­lik­le­ri­nin gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen­de­ki dört türlü iç­kin­lik ve ger­çek­leş­me bağ­la­mın­dan han­gi­si­ne uygun düş­tü­ğü­nü gör­mek ola­sı­dır. Şöyle ki:

1. Doğru : /Olmak/ (iç­kin­lik) + /Gö­rün­mek/ (ger­çek­leş­me):  “Der­viş + Der­viş gibi gö­rü­nü­yor”
2. Düz­me­ce : /Ol­mak-de­ğil/ (iç­kin­lik) + /Gö­rün­mek-de­ğil/: “Der­viş değil + Der­viş gibi gö­rün­mü­yor”.
3. Giz : /Olmak/ (iç­kin­lik) + /Gö­rün­mek-de­ğil/: “Der­viş + Der­viş gibi gö­rün­mü­yor.”
4. Yalan : /Ol­mak-de­ğil/ (iç­kin­lik) + /Gö­rün­mek/ (ger­çek­leş­me): “Der­viş değil + Der­viş gibi gö­rü­nü­yor “.

İnce­le­di­ği­miz olma hâli söz­ce­si Öz­ne­nin (Der­viş) Kuşun de­ğer­len­dir­me­siy­le “yalan”a öz­deş­tir. Der­viş ya Der­viş gibi dav­ra­na­cak ya da Hır­ka­yı çı­kar­ta­cak­tır. Hem hırka gi­yi­yor hem de ya­ra­da­nın ya­rat­tı­ğı­na zarar ve­ri­yor­sa o Der­viş de­ğil­dir. Hırka giyip kuşun ken­di­sin­den kaç­ma­sı­nı en­gel­le­yen bir ya­lan­cı­dır. Onu hır­ka­sıy­la kan­dır­mış­tır.

Sonuç ola­rak, An­la­tı iz­len­ce­si­nin son aşa­ma­sı olan Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da­ki in­ce­le­me nes­ne­si­nin olma hâli söz­ce­si temel alı­na­rak, an­lam­sal çö­züm­le­me­si kar­şıt­lık ve çe­liş­ki iliş­ki­le­ri açı­sın­dan de­ğer­len­di­ril­miş ve gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen üze­rin­den /Olmak/ ve /Gö­rün­mek/ kip­lik­le­ri in­ce­len­miş, an­la­tı­nın anlam açı­lı­mı ya­pıl­ma­ya ça­lı­şıl­mış­tır. Böy­le­ce, yüzey ya­pı­da gö­rün­me­yen an­la­ma ulaş­ma ça­ba­sı gös­te­ril­miş­tir. Gös­ter­ge­bi­lim­sel an­lam­lan­dır­ma ay­gıt­la­rın­dan an­la­tı­nın derin ya­pı­sın­da­ki an­la­mın de­ğer­ler ev­re­nin­de­ki kar­şı­lı­ğı bu­lun­ma­ya ça­lı­şıl­mış­tır. Çıkan so­nuç­ta, etik ola­rak “bir şeyi “ya­pa­bi­lir” ol­ma­nın her du­rum­da “yap­ma­ya” izin verip ver­me­ye­ce­ği ya da yap­ma­ya bir ge­rek­çe sağ­la­yıp sağ­la­ma­ya­ca­ğı” (Tepe, 2000: 1) sor­gu­lan­mış­tır. Hz. Sü­ley­man Allah ka­tın­da büyük de­ğe­ri ve güzel yeri olan, sâlih, hakîm, an­la­yış­lı bir kul­dur, kes­kin ze­kâ­sı, engin bil­gi­si ve hik­me­ti olan bir zat’tır. Hz. Sü­ley­man’ın olay­la­rı de­ğer­len­dir­me so­run­la­rı çözme ye­te­ne­ği üstün de­re­ce­de­dir. Ve an­la­tı­da da bu ni­te­lik­le­ri­ne uygun ey­lem­de bu­lun­muş­tur: /olmak/ + /gö­rün­mek/ = doğru. Kuş, insan dı­şın­da­ki tüm var­lık­lar gibi ta­bi­atı­na uygun dav­ran­mış­tır /olmak/ + /gö­rün­mek/= doğru. Der­viş ise ta­nı­mı ge­re­ği, kendi fakir, gönlü zen­gin, ta­ham­mül­lü, edep­li, gönül ehli ve Allah ada­mı­dır. “Ya­ra­tı­cı­ya ait her şeyin der­viş için özel ve kut­sal ol­du­ğu­na” (Işık, 2017: 35) ina­nıl­mak­ta­dır. Ne yazık ki, bu an­la­tı­da­ki Der­viş kuşun gö­zün­den res­me­dil­miş­tir, Der­viş ta­vır­la­rıy­la ha­re­ket et­me­miş ve Kuşun ka­na­dı­nın kı­rıl­ma­sı­na se­be­bi­yet ver­miş­tir.

/Ol­mak-değil/ + /Gö­rün­mek/= yalan

Soyut düz­lem­de ulaş­tı­ğı­mız anlam bizi için­de /Olmak/ ve /Gö­rün­mek/ kip­lik­le­ri­nin yer al­dı­ğı sözle bu­luş­tur­muş­tur: Ya /Ol­du­ğun/ gibi /Görün/, ya /Gö­rün­dü­ğün/ gibi ol.

 

Kay­nak­ça


Co­ur­tes, J. (1991). Analy­se Sémi­oti­que Du Dis­co­urs. De l’Énoncé à l’Énon­ci­ati­on. Paris: Hac­het­te/Uni­ver­sité.
Günay, V. D. (2002). Gös­ter­ge­bi­lim Ya­zı­la­rı. İstan­bul: Mul­ti­lin­gu­al Ya­yın­la­rı.
Günay, V. D. (2018). Bir Ya­zın­sal Gös­ter­ge­bi­lim Oku­ma­sı: Ku­yu­cak­lı Yusuf. İstan­bul: Pa­pat­ya Bilim Ya­yın­la­rı.
Günay, V. D. ve Aslan Ka­ra­kul, S. (2020). Dil Söz­lü­ğü. İstan­bul: Pa­pat­ya Bilim Ya­yın­la­rı.
Işık, C. (2017). Eren­le­rin Sü­re­ği: Alevi Der­viş­lik Ge­le­ne­ği ve Der­viş Ruhan. İzmir: Tib­yan Ya­yın­cı­lık.
Lan­ci­oni, T. (2010). Mode se­mi-sym­bo­li­que et arc­hi­tec­tu­res te­x­tu­el­les. Actes Sémi­oti­qu­es, 113. Eri­şim ad­re­si https://​www.​uni­lim.​fr/​ac­tes-se­mi­oti­qu­es/​1733
Pa­ni­er, L. (2002). La sémi­oti­que. Eri­şim ad­re­si https://​bib­le-lec­tu­re.​org/​his­to­ire-en­je­ux/​se­mi­oti­que-pa­ni­er/​2/​
Rifat, M. (2000). Gös­ter­ge Av­cı­la­rı: Şiiri Oku­yan Şa­ir­ler 1. İstan­bul: Om Ya­yı­ne­vi.
Şen­gül, İ. (2002). Kıssa. İslâm An­sik­lo­pe­di­si (Cilt: 25). İstan­bul: Tür­ki­ye Di­ya­net Vakfı Ya­yın­la­rı. Eşi­rim ad­re­si https://​is­la­man­sik­lo­pe­di­si.​org.​tr/​kis­sa–ku­ran
Tepe, H. (2000). Etik ve Mes­lek Etik­le­ri. An­ka­ra: Tür­ki­ye Fel­se­fe Ku­ru­mu Ya­yın­la­rı.
Uzdu Yıl­dız, F. (2012). Gös­ter­ge­bi­lim Kip­lik­le­ri açı­sın­dan An­la­tı Ki­şi­le­ri­nin İnce­len­me­si (Ya­yım­lan­ma­mış Dok­to­ra Tezi). Ege Üni­ver­si­te­si Sos­yal Bi­lim­ler Ens­ti­tü­sü, İzmir.
Uzdu Yıl­dız, F. (2017). “Acı­ba­dem­de­ki Köşk”te An­la­tı­cı ve Kişi Kip­lik­le­ri. Tübar, XLII, 259-271.
Ya­zı­cı, T. (1994). Der­viş. İslâm An­sik­lo­pe­di­si (Cilt: 9). İstan­bul: Tür­ki­ye Di­ya­net Vakfı Ya­yın­la­rı. Eşi­rim ad­re­si https://​is­la­man­sik­lo­pe­di­si.​org.​tr/​der­vis
Yazır, H. (2011). Kur’an-ı Kerim Türk­çe Meali. (Sa­de­leş­ti­ren: Kah­ra­man Yu­su­foğ­lu). İstan­bul: Yıl­maz Basım.


 

Bu çalışmaya atıf yapmak için e-kaynakça


Aslan Karakul, Songül. Olmak ve Görünmek Kiplikleri Bağlamında Bir Çözümleme. Türkiye Göstergebilim Çevresi. <https://turkgostergebilimi.com/olmak-ve-gorunmek-kiplikleri-baglaminda-bir-cozumleme-doc-dr-songul-aslan-karakul/> … / … / … (erişim tarihi).

 

Paylaş

Olmak ve Görünmek Kiplikleri Bağlamında Bir Çözümleme

Doç. Dr. Songül Aslan Karakul (1 Yorum)

Yorum Yaz

  1. Sezgi Sarac dedi ki:

    Ders niteliğinde bir çalışma. Çok tesekkurler. S.Sarac

ÇALIŞTAYIMIZA

30 HAZİRAN’A KADAR

BİLDİRİ ÖZETLERİNİZİ GÖNDEREBİLİRSİNİZ.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.