Groupe µ (Edelin, Klinkenberg, Minguet)

Prof. Dr. Halime Yücel

 

Gü­nü­müz­de bir “imge uy­gar­lı­ğın­da” ya­şa­dı­ğı­mız ve gör­sel kül­tü­rün ya­zı­lı kül­tü­re, im­ge­nin ya­zı­ya bas­kın çık­tı­ğı gö­rü­şü sık sık dile ge­ti­ril­mek­te­dir. Ger­çek­ten de te­le­viz­yon, si­ne­ma, bil­gi­sa­yar oyun­la­rı, rek­lam pa­no­la­rıy­la çev­ri­li gün­lük ya­şa­mı­mız­da imge, ya­zı­dan çok daha fazla yer tut­mak­ta­dır. Do­la­yı­sıy­la bizi çev­re­le­yen im­ge­le­ri an­la­mak, yo­rum­la­mak, or­ta­ya koy­duk­la­rı söy­lem­le­ri çö­züm­le­mek top­lu­mu­mu­zu an­la­ma­nın yol­la­rın­dan biri du­ru­mu­na gel­miş­tir artık. Gör­sel gös­ter­ge­bi­lim de gör­sel söy­le­min çö­züm­len­me­si için en tu­tar­lı yön­tem­ler­den bi­ri­ni oluş­tu­rur. Biz de bu ça­lış­ma­da gör­sel gös­ter­ge­bi­li­me önem­li kat­kı­lar­da bu­lun­muş olan Gro­upe µ’nün (oku­nu­şu Grup Mü) gör­sel söy­lem çö­züm­le­me­si yön­te­mi­ni ta­nı­ta­rak, or­ta­ya koy­du­ğu gör­sel söy­lem çö­züm­le­me yön­te­mi­ni bir rek­lam im­ge­si üze­rin­de uy­gu­la­ya­ca­ğız.

Gro­upe µ Bel­çi­ka’da Liège Üni­ver­si­te­si şi­ir­sel araş­tır­ma­lar mer­ke­zin­de 1967’den bu yana re­to­rik, şiir, gös­ter­ge­bi­lim, dil­bi­lim­sel ve gör­sel ile­ti­şim ku­ram­la­rı üze­ri­ne ça­lış­ma­lar ger­çek­leş­ti­ren bir top­lu­luk­tur. Baş­lı­ca üye­le­ri gü­nü­müz­de de ça­lış­ma­la­rı­nı sür­dü­ren Fran­cis Ede­li­ne, Je­an-Ma­rie Klin­ken­berg, ay­rı­ca Ja­c­qu­es Du­bo­is, Fran­cis Pire, Ha­de­lin Tri­non ve Phi­lip­pe Min­gu­et’dir. Bu araş­tır­ma­cı­la­rın dı­şın­da Sémir Badir, La­uren­ce Bo­uqu­i­a­ux, Mar­cel Otte, Jean Wi­nand, Bénédicte Va­ut­hi­er, Phi­lip­pe Du­bo­is, Göran So­nes­son da top­lu­lu­ğun dö­nem­sel üye­le­ri ara­sın­da yer alır. Gro­upe µ’nün en önem­li özel­lik­le­rin­den biri çok­di­sip­lin­li­ği, ol­duk­ça fark­lı alan­lar­dan gelen araş­tır­ma­cı­lar­dan oluş­ma­sı­dır. Bu da top­lu­lu­ğun ortak ça­lış­ma­la­rın­da yön­tem­bi­lim­sel bö­lün­me­yi aş­ma­sı­nı sağ­la­mış­tır. Top­lu­luk üye­le­ri top­lum­bi­lim, dil­bi­lim, bi­yo­kim­ya, es­te­tik, gös­ter­ge­bi­lim ala­nın­da­ki bi­rey­sel araş­tır­ma­la­rı­nın yanı sıra ortak im­zay­la, “Gro­upe µ” im­za­sıy­la genel re­to­rik (1970, 2003) şiir re­to­ri­ği (1977), gör­sel gös­ter­ge­bi­lim ve imge re­to­ri­ği (1992) alan­la­rın­da büyük ba­şa­rı ka­za­nan ki­tap­lar ve bir­çok bi­lim­sel ma­ka­le ya­yın­la­mış­lar­dır.

Gro­upe µ öncü ku­ram­la­rıy­la, kul­lan­dı­ğı yön­tem­ler­le tüm dün­ya­da önem­li bir bi­lim­sel işlev üst­len­miş­tir (Re­gu­e­iro, 2008). Özel­lik­le re­to­rik­le il­gi­li ça­lış­ma­lar ger­çek­leş­ti­ren top­lu­lu­ğun adı da re­to­rik­ten esin­len­miş­tir: Yunan abe­ce­si­nin “µ” harfi, re­to­rik be­ti­le­ri­nin en bi­li­nen­le­ri “me­ta­for”un (eğ­re­ti­le­me) ve “me­to­ni­mi”nin (düz­de­ğiş­me­ce) baş har­fi­dir. Top­lu­luk 1960’lı yıl­lar­da, ku­ru­lu­şu­nun ilk yıl­la­rın­da özel­lik­le şiiri in­ce­le­me ko­nu­su ola­rak ele alır, şi­irin genel ya­pı­sal ni­te­lik­le­ri­ni or­ta­ya çı­kar­ma­yı amaç­lar. Bunun için, Roman Ja­kob­son, Ro­land Bart­hes, Al­gir­das Ju­li­en Gre­imas gibi ku­ram­cı­la­rın yo­lu­nu izler, ancak dil­sel ya­pı­la­rın şi­ir­sel et­ki­yi çö­züm­le­mek­te ye­ter­li ola­ma­ya­ca­ğı­nı, bu ku­ra­mın top­lum­sal ve ant­ro­po­lo­jik öl­çüt­ler­le bü­tün­len­me­si ge­rek­ti­ği­ni sa­vu­nur. Böy­le­ce Rhéto­ri­que générale (Genel Re­to­rik, 1970) adlı ilk önem­li ça­lış­ma­sın­da re­to­rik an­la­yı­şı­nın ye­ni­len­me­si­ne kat­kı­da bu­lu­na­rak re­to­rik be­ti­le­ri­nin açık­la­yı­cı bir mo­de­li­ni or­ta­ya koyar. Top­lu­luk, araş­tır­ma­cı­la­rı­nın ni­te­li­ği­ne uygun ola­rak re­to­ri­ği, du­ra­ğan imge ve si­ne­ma­ya da uy­gu­la­na­bi­lecek di­sip­lin­le­rö­te­si bir kav­ram ola­rak ele alır.

Gü­nü­müz­de top­lu­luk, gös­ter­ge­bi­li­mi bi­liş­sel ve prag­ma­tik te­mel­ler üze­rin­de ye­ni­den kur­mak kay­gı­sıy­la bi­lim­sel imge üze­rin­de ça­lış­mak­ta­dır (Re­gu­e­iro, 2008).

1. Gro­upe µ’nün gör­sel gös­ter­ge­bi­lim yak­la­şı­mı

Gro­upe µ’nün gü­nü­müz­de de etkin üye­le­rin­den Je­an-Ma­rie Klin­ken­berg Précis de la Sémi­oti­que Générale adlı ya­pı­tı­nın ön­sö­zün­de “dil bi­lim­le­ri üze­ri­ne ça­lış­ma­lar her zaman in­san­la­rı bü­yü­le­miş­tir, bunun ne­de­ni in­sa­nın yemek ye­di­ği ya da nefes al­dı­ğı kadar doğal bir bi­çim­de ile­ti­şim ku­ru­yor gö­rün­me­si­dir” der (2000: 6). Ancak Klin­ken­berg’e göre gö­rü­nüş­te­ki bu ya­lın­lık ve ko­lay­lık, kül­tür­le­rin ya­ra­tıp aşı­la­dı­ğı, mer­ke­zin­de “anlam” olan dü­ze­nek­le­ri sak­lar. Bu gö­rü­şe uygun ola­rak, Gro­upe µ çoğu kez bi­çim­sel kal­mak­la eleş­ti­ril­miş gös­ter­ge­bi­li­mi bi­liş­sel, es­te­tik, top­lum­sal ve ile­ti­şim­sel kay­gı­lar­la ele al­mış­tır.

Gre­imas ve Courtès, doğal ev­re­nin be­ti­sel bir dil ol­du­ğu­nu, be­ti­le­ri­nin de dil ara­cı­lı­ğı ol­ma­dan etki et­ti­ği­ni be­lir­tir­ler (1979: 234). Gös­ter­ge­bi­lim­ci­ler, bu ev­re­nin dilin ara­cı­lı­ğı ol­ma­dan nasıl in­ce­le­ne­bi­le­ce­ği­ni gös­ter­mek için bir­çok imge çö­züm­le­me­si ger­çek­leş­tir­miş­ler­dir. İlk gör­sel gös­ter­ge­bi­li­min kay­na­ğı­nın Bart­hes ve Marin’in ça­lış­ma­la­rı ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. Bart­hes ve Marin sözlü dilin, tüm gör­sel gös­ter­ge­le­rin yo­rum­la­yı­cı­sı ol­du­ğu dü­şün­ce­si­ni be­nim­ser­ler, do­la­yı­sıy­la metin ve imge ara­sın­da bir et­ki­le­şi­mi var­sa­yar­lar. Bu gör­sel gös­ter­ge­bi­lim­de “al­gı­la­nan ve ad­lan­dı­rı­lan” üze­ri­ne odak­la­nı­lır. Do­la­yı­sıy­la çer­çe­ve­den, görüş açı­sın­dan renk­ler­den, do­ku­dan, bi­çim­ler­den olu­şan plas­tik gös­ter­ge değil, nes­ne­ler­den doğan iko­nik gös­ter­ge­yi öne çı­ka­rır. Plas­tik gös­ter­ge daha çok, iko­nik gös­ter­ge­ye değer ka­zan­dı­ran bir öge gibi gö­rü­lür, iko­nik gös­ter­ge­ye gör­sel içe­rik ko­nu­mu ve­ri­lir. Bu gö­rü­şe göre, im­ge­nin plas­tik ögesi, be­lir­le­yi­ci iko­nik gös­ter­ge­ye ba­ğım­lı­dır.

Kuş­ku­suz gör­sel gös­ter­ge­bi­lim bu ku­ram­lar­la sı­nır­lı kal­maz. Son­ra­ki dö­nem­de Gre­imas’cı Floch ve Thür­le­man im­ge­nin ya­pı­sal­cı bir çö­züm­le­me­si ve yo­rum­lan­ma­sı­nı diz­ge­leş­ti­rir­ler. Gör­sel gös­ter­ge­bi­lim­de iko­nik bir içe­rik ve bir plas­tik an­la­tı düz­lem­le­ri ol­du­ğu gö­rü­şü­nü be­nim­ser­ler. Floch, yal­nız­ca Bart­hes’ın yön­te­mi iz­len­mek­le ye­ti­ni­lir­se, gör­se­lin yal­nız­ca gör­se­lin yal­nız­ca iko­nik gös­ter­gey­le sı­nır­lı ka­la­ca­ğı­nı, plas­tik gös­ter­ge­nin özerk­li­ği için ça­lış­ma­la­rın ba­şa­rı­sız­lık­la so­nuç­la­na­ca­ğı­nı be­lir­tir (1985: 143). Gro­upe µ de Floch’un yak­la­şı­mı­nı be­nim­ser, gös­ter­ge­bi­li­min ad­lan­dı­rı­la­bi­lecek tüm gös­ter­ge­ler için doğal dile baş­vu­rur­sa anlam üre­ti­mi­nin ancak bir bö­lü­mü­nü in­ce­le­ye­bi­le­ce­ği­ni ileri sürer. Ancak bu yak­la­şım bir im­ge­yi in­ce­le­mek için ye­ter­siz ka­la­bi­lir, çünkü imge gör­sel ve plas­tik­tir (Gro­upe µ, 1985: 143). Gro­upe µ’ye göre, Bart­hes gös­ter­ge­bi­li­min­de her çö­züm­le­me­de yeni kav­ram­lar or­ta­ya çıkar, do­la­yı­sıy­la bu gös­ter­ge­bi­lim bir ge­nel­le­me­ye ulaş­ma­yı sağ­la­maz, ge­nel­le­me­nin ola­nak­sız­lı­ğı da yön­te­mi bi­lim­sel­lik­ten uzak­laş­tı­rır (1992:10).

2. İmge­nin dil­bil­gi­si

Gro­upe µ ilk ku­rul­du­ğu yıl­lar­dan baş­la­ya­rak gör­sel ile­ti­şim ko­nu­su­na eği­lir. 1970’li ve 1980’li yıl­lar­da top­lu­lu­ğun gör­sel araş­tır­ma­la­rı, an­la­mın ve ile­ti­şi­min ya­sa­la­rı­nı or­ta­ya koyma ça­ba­sın­da­ki bir genel re­to­ri­ğin ge­li­şi­miy­le ba­ğın­tı­lı­dır (Méza­il­le, 2005). Re­to­rik ça­lış­ma­sı­nı gör­sel ile­ti­şim ala­nı­na yayma kay­gı­sıy­la bir gör­sel gös­ter­ge­bi­lim ku­ra­mı oluş­tur­ma­ya baş­lar, aynı za­man­da gör­sel gös­ter­ge ku­ra­mı­nı dil­sel gös­ter­ge­ler­den ba­ğım­sız ola­rak in­ce­le­yen yeni bir re­to­rik or­ta­ya koyar. Oluş­tur­du­ğu kuram, genel gös­ter­ge­bi­li­me de büyük kat­kı­da bu­lu­nur. Le Tu­to­ur’un de­yi­şiy­le “gör­sel gös­ter­ge­bi­lim ala­nı­na dev­rim ni­te­li­ğin­de bir ye­ni­lik” (1994: 62) ge­ti­rir.

Gro­upe µ gör­sel gös­ter­ge­bi­lim yak­la­şı­mı­nı özel­lik­le Traité du signe vi­su­el (Gör­sel Gös­ter­ge­nin Ki­ta­bı) adlı ya­pı­tın­da ge­liş­ti­rir ve kendi de­yi­şiy­le “im­ge­nin dil­bil­gi­si­ni or­ta­ya koy­ma­yı” (1992: 53) amaç­lar. Kitap Gro­upe µ’nün üç üyesi Fran­cis Ede­lin, Je­an-Ma­rie Klin­ken­berg ve Phi­lip­pe Min­gu­et ta­ra­fın­dan ya­zıl­mış­tır. Gör­sel gös­ter­ge­bi­lim ko­nu­sun­da­ki en önem­li ku­ram­sal ya­pıt­lar­dan biri olan bu ki­tap­ta, gör­sel söy­le­min çö­züm­len­me­si üze­rin­de du­ru­la­rak im­ge­nin başlı ba­şı­na bir dil olup ol­ma­dı­ğı so­ru­su­na yanıt ara­nır. Gör­sel söy­le­min bi­çim­ler ve an­lam­da re­to­ri­ğe el­ve­riş­li olup ol­ma­dı­ğı­nı araş­tı­rır. Ya­zar­la­rı bu ki­ta­bın bir genel re­to­rik ta­sa­rı­sı kap­sa­mın­da ya­zıl­dı­ğı­nı be­lir­tir­ler (1992: 9). Gös­ter­ge­bi­li­min, an­la­mın ve ile­ti­şi­min genel ya­sa­la­rı ol­du­ğu­nu, buna göre de genel bir re­to­rik­ten söz edi­le­bi­le­ce­ği­ni sa­vu­nur­lar. Daha önce re­to­rik ko­nu­sun­da ça­lı­şan Ja­kob­son (1963), Levin (1962), Bart­hes (1964), Eco (1967) ve To­do­rov (1967) gibi araş­tır­ma­cı­lar daha çok dil­bi­li­mi temel al­mış­lar­dır. Buna kar­şı­lık Gro­upe µ, dil­bi­li­me da­yan­ma­yan bir gör­sel gös­ter­ge­bi­lim ge­liş­tir­me is­te­ği­ni açık­ça be­lir­tir (1992: 10). Sözel dilin ku­sur­suz bir kod ol­du­ğu gö­rü­şü­ne ka­tıl­maz. Gör­sel bir gös­ter­ge­bi­lim­de an­la­tı­mın gör­sel dür­tü­ler, içe­ri­ğin­se an­lam­bi­lim­sel evren ol­du­ğu­nu öne sürer (Gro­upe µ, 1992: 46).

Tra­ite du signe vi­su­el, gör­sel dilin dil­bil­gi­si­ni be­tim­le­me­yi de­ne­yen ilk ça­lış­ma­lar­dan­dır. Amacı im­ge­yi, kendi iç dü­ze­ni olan bir anlam diz­ge­si ola­rak ele almak, böy­le­ce imge çö­züm­le­me­si için bu dizge üze­ri­ne ku­ru­lu ola­bil­di­ğin­ce açık ve genel bir model oluş­tur­mak­tır (Gro­upe µ, 1992: 11). Yapıt, gör­me­nin fiz­yo­lo­jik te­mel­le­rin­den yola çı­ka­rak an­la­mın gör­sel nes­ne­ler­le nasıl ya­ra­tıl­dı­ğı­nı göz­lem­ler. Gör­sel söy­le­min ger­çek bir dil­bil­gi­si gibi dü­zen­len­di­ği­ni or­ta­ya koyar. Gör­sel dil­bil­gi­si de gör­sel re­to­ri­ğin, genel bir re­to­rik çer­çe­ve­sin­de nasıl iş­le­di­ği­ni gös­te­rir.

Gro­upe µ’nün gör­sel re­to­ri­ği, gör­sel ke­sin­le­me­le­ri or­ta­ya çı­kar­mak için iki anlam diz­ge­si ta­sar­lar. Ev­re­nin nes­ne­le­ri­ne gön­der­me­de bu­lu­nan iko­nik gös­ter­ge­ler­le, renk, doku ve biçim ara­cı­lı­ğıy­la anlam üre­ten plas­tik gös­ter­ge­le­ri bir­bi­rin­den ayı­rır. İkonik ve plas­tik gös­ter­ge­nin iki ayrı gös­te­ge sı­nı­fı ola­rak ele alın­ma­sı­nı, her bi­ri­nin de ayrı biçim ve içe­rik düz­lem­le­ri ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni sa­vu­nur. Böy­le­ce gös­ter­ge­nin key­fi­li­ği ve ne­den­li­li­ği ol­gu­la­rı­nı ye­ni­den ele alır.

Gör­sel gös­te­ge­bi­li­min hem en çok kabul gören hem de en çok tar­tı­şı­lan öge­le­rin­den biri “ikon”dur. Ge­nel­lik­le ikon­la­rın dış ger­çek­lik­le bir iliş­ki­si ve ben­zer­li­ği olan gös­ter­ge­ler ol­du­ğu ileri sü­rü­lür (Du­bo­is ve Ges­pin, 1973: 243), ancak Gro­upe µ’ye göre gör­sel söy­lem “ikon”la sı­nır­la­maz, plas­tik gös­ter­ge yo­luy­la da ger­çek­le­şe­bi­lir (1992: 114). Gro­upe µ’ye göre gör­sel gös­ter­ge­bi­lim­de temel ayrım plas­tik gös­ter­ge­ler­le iko­nik gös­ter­ge­ler ara­sın­da­ki ay­rım­dır. Bu yeni bir ayrım de­ğil­dir (Da­mish, 1979; So­nes­son, 1987), plas­tik gös­ter­ge­ler­le iko­nik gös­ter­ge­ler ara­sın­da­ki ku­ram­sal ayrım 1980’li yıl­la­ra gider. Gre­imas okulu gör­sel gös­ter­ge­ler­de beti ve plas­tik gös­ter­ge kav­ram­la­rı­na de­ğin­miş­tir (Floch, 1982). Ancak Gro­upe µ bu gös­ter­ge­le­rin ko­nu­mu­nu be­lir­le­me­nin za­ma­nı gel­di­ği­ni be­lir­tir, bu­nun­la bir­lik­te iki gös­ter­ge­yi ayır­det­me­nin çok da kolay ol­ma­dı­ğı­nı kabul eder (1992: 120). Plas­tik ve iko­nik gös­ter­ge­le­ri ayır­det­mek için ön­ce­lik­le bun­la­rı oluş­tu­ran öge­le­ri sap­ta­mak ge­rek­li­dir.

3. Plas­tik gös­ter­ge

Plas­tik gös­ter­ge kuş­ku­suz iko­nik gös­ter­ge­ye ba­ğım­lı­dır, onun­la bir­lik­te var olur, ancak iko­nik gös­ter­ge­nin bir par­ça­sı değil, başlı ba­şı­na bir gös­ter­ge­dir. Çünkü plas­tik gös­ter­ge be­tiy­le sı­nır­la­ma­maz, be­ti­siz im­ge­yi de kap­sa­mı­na ala­bi­lir. Gro­upe µ im­ge­le­rin plas­tik öge­le­ri­ni, renk­le­ri, bi­çim­le­ri, kom­po­zis­yon ve do­ku­yu yal­nız­ca iko­nik gös­ter­ge­le­rin an­la­tı­mı değil, başlı ba­şı­na birer gös­ter­ge ola­rak in­ce­ler. Gör­sel ile­ti­nin an­la­mı­nın büyük öl­çü­de plas­tik se­çim­ler­ce yön­len­di­ril­di­ği­ni gös­te­rir. Bu ne­den­le im­ge­le­ri plas­tik ni­te­lik­le­ri­ne göre sı­nıf­lan­dır­ma­yı seçer (So­nes­son, 2002).

Gro­upe µ al­gı­sal ve bi­liş­sel bir plas­tik sı­nıf­lan­dır­ma ger­çek­leş­ti­re­rek gör­sel anlam ya­rat­ma üze­rin­de durur. Dil­bi­lim­sel ol­ma­yan bu yak­la­şım, plas­tik gös­ter­ge­le­ri öne çı­ka­rır. Plas­tik gös­ter­ge­nin an­la­mı, öge­ler ara­sın­da­ki ba­ğın­tı yo­luy­la be­li­rir. Öge­ler tek ba­şı­na fazla anlam ta­şı­maz, be­lir­le­yi­ci olan ara­la­rın­da­ki iliş­ki­dir (Gro­upe µ, 1992: 316). Bu yak­la­şım da tek ba­şı­na ele alı­nan kimi gös­te­ren­le­rin ya­rat­tık­la­rı iz­le­nim­le­re, alı­cı­nın ruh­sal du­ru­mu­na bağlı ol­ma­dan an­lam­lan­dı­rıl­ma­sı için bir çözüm ola­rak de­ğer­len­di­ri­le­bi­lir. Anlam, kar­şıt­lık ve ben­zer­lik çift­le­ri­ni diz­ge­de­ki güç­le­ri­ne göre öne çı­ka­rır (1992: 122, 191). Gro­upe µ büyük plas­tik gös­ter­ge aile­le­ri­nin iş­lev­le­ri­ni ta­nım­la­ma­ya gi­ri­şir. Bu ailer renk­ler, bi­çim­ler ve do­ku­lar­dır.

Renk

Gro­upe µ plas­tik gös­ter­ge ola­rak renk so­ru­nu­nu, büyük kül­tür şe­ma­la­rı­nın ra­hat­lı­ğı­nı red­de­rek ele al­ma­yı ön­gö­rür. Oysa ör­ne­ğin Bart­hes’a göre, iz­le­yi­ci iz­le­yi­ci fi­zik­sel ve kül­tü­rel ile­ti­yi aynı anda alım­lar (1964: 42). Gro­upe µ’nün öner­di­ği yön­tem, gös­ter­ge­bi­lim­sel nes­ne­ler kar­şı­sın­da ol­du­ğu­muz var­sa­yı­mı­na da­ya­nır. Do­la­yı­sıy­la her gös­ter­ge­bi­lim­sel söy­lem­de ol­du­ğu gibi, gör­sel ile­ti­ler­de de bir an­la­tım düz­le­mi bir de içe­rik düz­le­mi var­dır. Gös­te­ren düz­le­min­de yalın bi­rim­ler tek ba­şı­na var olmaz, bir kar­şıt­lık iliş­ki­si için­de be­li­rir­ler. Bu ya­pı­sal bi­rim­ler ön­ce­ki de­ne­yim­le­ri de be­lir­gin­leş­ti­rir. Ancak bu kar­şıt­lık­lar ön­ce­den be­lir­le­ne­mez. Ör­ne­ğin kır­mı­zı renk, bir canlı renk/sönük renk kar­şıt­lı­ğın­da canlı renk kut­bun­da­dır, ay­dın­lık/ka­ran­lık kar­şıt­lı­ğın­day­sa, geri kalan öge­le­rin özel­lik­le­ri­ne göre ka­ran­lık kut­bun­dan yer ala­bi­lir (Gro­upe µ, 1992: 191).

Renk­ler ayrı ayrı ya da grup­lar bi­çi­min­de in­ce­le­ne­bi­lir. Tek ba­şı­na renk bir ku­ram­sal bir mo­del­dir. Renk eğer plas­tik gös­ter­ge için­de bir bi­çim­le ve do­kuy­la bir­leş­mez­se de­ney­sel bir var­lı­ğı olmaz. Yal­nız­laş­tı­rıl­sa bile yalın bir nesne de­ğil­dir. Işık, kar­şıt­lık, ben­zer­lik gibi kav­ram­la­rın yar­dı­mıy­la in­ce­len­me­li­dir. Böy­le­ce saf/karma, sıcak/soğuk gibi kar­şıt­lık diz­ge­le­ri or­ta­ya ko­nu­la­bi­lir (Gro­upe µ, 1992: 228). Renk­le­re ant­ro­po­lo­jik ve fiz­yo­lo­jik an­lam­lar yük­le­nir, ancak gör­sel gös­ter­ge­bi­lim­sel çö­züm­le­me­de renk­ler, bü­tün­de­ki yer­le­ri­ne göre anlam ka­za­nır. Do­la­yı­sıy­la ben­zer­lik ve bü­tün­le­yi­ci­lik ek­sen­le­ri renk­le­rin in­ce­le­nen im­ge­de­ki an­la­mı­nı be­lir­le­mek için ka­çı­nıl­maz­dır (Gro­upe µ, 1992: 246). Gro­upe µ renk­le­rin sıcak/soğuk ve kont­rast­lar ola­rak bö­lüm­le­ne­bi­le­ce­ği­ni be­lir­tir (1992: 239). Bu kar­şıt­lık­lar anlam ya­rat­mak­ta kul­la­nı­lır. Gös­te­ri­len diz­ge­nin or­ta­ya çık­ma­sı da renk­ler ara­sın­da­ki kar­şıt­lık ve ben­zer­lik ek­sen­le­riy­le iliş­ki­li­dir. An­la­tı­mın kar­şıt­lık­la­rı, içe­ri­ğin kar­şıt­lık­la­rı­na denk dü­şe­bi­lir. Ör­ne­ğin erkek/dişi kar­şıt­lı­ğı, etken/edil­gin kar­şıt­lı­ğıy­la ör­tü­şe­bi­lir. Tu­run­cu renk, sıcak/soğuk kar­şıt­lı­ğın­da sıcak kut­bu­na yer­le­şe­bi­lir. Bu da plas­tik gös­ter­ge­de bir an­la­tım/içe­rik düz­le­mi­nin var­lı­ğı ko­nu­sun­da sor­gu­la­ma­ya yön­len­di­rir.

Renk­li bir gör­sel ile­ti­nin an­la­mı, renk­le­rin fi­zik­sel özel­lik­le­ri­ne ve al­gı­lan­ma­sı­na da bağ­lı­dır (Gro­upe µ, 1992: 73). Renk­le­rin al­gı­lan­ma­sın­da eşit­le­me ve kar­şıt­lık önem­li kav­ram­lar­dır. Eşit­le­yi­ci sis­tem­de renk yel­pa­ze­si ne olur­sa olsun göz bunu renk eşit, tek renk­li bir ışık ola­rak görür, çünkü al­gı­la­ma so­ru­nun­da önem­li olan eşik­tir (Gro­upe µ, 1992: 76). Renk­ler ara­sın­da­ki ay­rım­lar be­lir­li bir eşiği aş­maz­sa -bu eşik de bi­rey­den bi­re­ye de­ği­şir- sabit ve eşit ola­rak al­gı­la­nır. Eşik aşıl­dı­ğın­day­sa renk­ler ara­sın­da­ki ay­rım­lar or­ta­ya çıkar. Eşit­le­yi­ci ve kar­şıt­laş­tı­rı­cı iş­lev­le­rin bi­ra­ra­da ol­ma­sı be­ti­nin al­gı­lan­ma­sın­da et­ki­li­dir. İmgeye bakan kişi, al­gı­la­nan yü­zey­de ışık fark­lı­lık­la­rı­nı in­dir­ge­me­ye yö­ne­lir. Bü­tün­lük ek­sik­lik­le­ri al­gı­la­nır, ancak nes­ne­nin bü­tün­lük yok­lu­ğu ola­rak değil, başka bir bilgi ola­rak, -ışık, yan­sı­tan yü­ze­yin ni­te­li­ği ve ko­nu­mu gibi- de­ğer­len­di­ri­lir. Eşit­le­yi­ci iş­lev­se, ter­si­ne say­dam­lık­tan kay­nak­la­nır. Ör­ne­ğin bir nes­ne­nin üze­ri­ne bir gö­rün­tü yan­sı­ma­sı eşit­le­yi­ci bir iş­le­vi or­ta­ya koyar (Gro­upe µ, 1992: 77).

Plas­tik gös­ter­ge ola­rak renk ögesi şu ku­ral­la­ra bağ­lı­dır:

-Her renk an­la­tı­mın bir bi­ri­mi ola­rak ışık, ege­men­lik öl­çüt­le­ri­ne göre be­lir­le­nir.
-Her renk içe­ri­ğin bir bi­ri­mi ola­rak bir ya da bir­çok an­lam­bi­lim­sel ek­sen­de yer alır. Bir başka de­yiş­le gör­sel ile­ti­nin anlam arat­ma­sı­na kat­kı­da bu­lu­nur.
-Her renk, gör­sel ile­ti­de yer alan öteki renk­ler­le bir ba­ğın­tı oluş­tu­rur. Bu ba­ğın­tı­lar­dan ki­mi­si bir ge­ri­lim oluş­tu­rur, ki­mi­si de denge iz­le­ni­mi verir.
-Renk­ler plas­tik gös­ter­ge­nin öteki bi­le­şen­le­ri biçim ve do­kuy­la, aynı za­man­da iko­nik gös­ter­gey­le karşı kar­şı­ya­dır. Bu da kimi içe­rik­le­rin öne çık­ma­sı­na, ki­mi­le­ri­nin ge­ri­ye atıl­ma­sı­na neden olur (Gro­upe µ, 1992: 249).

Doku

Doku, Gro­upe µ’nün ya­pı­tı­na dek gör­sel in­ce­le­me­ler­de üze­rin­de çok fazla du­rul­ma­mış bir öge­dir. Doku bir plas­tik gös­ter­ge ola­rak, uzun süre sanat ta­ri­hi, sanat ku­ra­mı ve gös­ter­ge­bi­lim ta­ra­fın­dan dik­ka­te alın­ma­mış­tır. Bu­nun­la bir­lik­te res­sam­lar, fo­toğ­raf­çı­lar, si­ne­ma sa­nat­çı­la­rı, kı­sa­ca­sı plas­tik sa­nat­lar­la uğ­ra­şan­lar plas­tik ile­ti­ye hep büyük bir önem ver­miş­ler­dir.

Gro­upe µ doku ko­nu­su­na özel bir önem ve­re­rek diz­ge­leş­ti­rir. Bir im­ge­nin do­ku­su­nun, mik­ro­to­pog­raf­ya­sı ol­du­ğu­nu be­lir­tir. Do­la­yı­sıy­la renk öge­si­ne ve­ri­len önem, doku öge­si­ne de ve­ril­me­li, do­ku­lar sı­nıf­lan­dı­rıl­ma­lı­dır (Gro­upe µ, 1992: 197). Gro­upe µ için doku da renk gibi bir yüzey ni­te­li­ği­dir, öge­le­ri­nin do­ğa­sı, bo­yu­tu ve yi­ne­len­me­siy­le be­lir­le­nir. Doku, iz­le­nen nes­ney­le iz­le­yi­ci ara­sın­da bir tür uzak­lık oluş­tu­rur. Kimi zaman yal­nız­ca bir yüzey ola­rak be­tim­le­ne­bi­lir, iz­le­yi­ci do­ku­yu ol­du­ğu gibi al­gı­lar (Gro­upe µ, 1992: 198). Yi­ne­len­me do­ku­nun bir öge­si­dir, en az üç doku ögesi bir­lik­te var ol­du­ğun­da bir ritm­den de söz edi­le­bi­lir (Gro­upe µ, 1992: 199).

Ge­nel­lik­le im­ge­le­rin iki bo­yut­lu ol­du­ğu dü­şü­nü­lür. Ancak do­ku­ya bağlı ola­rak çok az da olsa bir de­rin­lik­ten söz edi­le­bi­lir. Doku üç bo­yut­lu­luk, do­kun­sal­lık ve dı­şa­vu­rum iz­le­ni­mi ve­re­bi­lir. Belli bir doku türü do­kun­sal­lı­ğa gön­der­me yapar (1992: 201). Bir yağ­lı­bo­ya tablo ile dergi fo­toğ­ra­fı ara­sın­da do­ku­sal ola­rak önem­li bir fark var­dır. Mü­ze­de­ki tab­lo­ya do­kun­mak ya­sak­tır, ancak daha do­kun­sal­dır, çünkü do­ku­su yo­ğun­dur. Dergi fo­toğ­ra­fı ise el al­tın­da­dır, bu­nun­la bir­lik­te yağ­lı­bo­ya tab­lo­dan daha az do­kun­sal­dır, bunun ne­de­ni de yü­ze­yi­nin kay­gan ve düz, do­la­yı­sıy­la do­ku­su­nun ince ol­ma­sı­dır.

İki bo­yut­lu bir im­ge­de doku doğ­ru­dan ya da do­lay­lı ola­rak üçün­cü bo­yu­ta bağ­lı­dır. Böy­le­ce yağ­lı­bo­ya bir tab­lo­nun kalın do­ku­yu, do­kun­sal ni­te­li­ği ver­di­ği söy­le­ne­bi­lir. Gör­sel ile­ti­nin “soğuk” ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­si iz­le­yi­ciy­le ara­sın­da bir uzak­lık bu­lun­ma­sın­dan, do­ku­nun in­ce­li­ğin­den kay­nak­la­na­bi­lir. “Sıcak” ola­rak ni­te­len­di­ri­len gör­sel ile­tiy­se daha du­yu­sal­dır, do­kun­sal bir al­gı­ya yö­ne­lik bir doku al­gı­sı ya­ra­tır. Soğuk, donuk bir gö­rün­tü do­kun­sal de­ğil­dir, ince bir do­ku­ya sa­hip­tir. Sıcak bir gör­sel ile­ti­nin­se daha kalın ve do­kun­sal bir do­ku­su var­dır. Pürüz, ta­ra­ma, kalın boya ta­ba­ka­sı gibi kul­la­nım­la­rı be­lir­le­mek, do­ku­nun be­lir­le­ne­rek an­lam­lan­dı­rıl­ma­sın­da önem taşır. Bun­lar düz/pür­tük­lü gibi kar­şıt­lık diz­ge­le­ri or­ta­ya ko­yar­lar. Düz ve kay­gan do­ku­da yal­nız­ca gör­sel tem­sil var­dır, do­kun­sal­lık söz ko­nu­su de­ğil­dir, ter­si­ne pür­tük­lü plas­tik gös­ter­ge do­kun­sal­dır. Do­la­yı­sıy­la,

-Pür­tük­lü gö­rü­nüm üçün­cü bo­yu­tu doğ­ru­dan içe­rir.
-Leke ise üçün­cü bo­yu­tu do­lay­lı ola­rak içe­rir.

Gro­upe µ’ye göre bir beti, çevre çiz­gi­si ara­cı­lı­ğıy­la or­ta­ya çık­tı­ğı gibi, renk kar­şıt­lı­ğı ya da doku kar­şıt­lı­ğı ara­cı­lı­ğıy­la da or­ta­ya çı­ka­bi­lir, çünkü bu kar­şıt­lık­lar da bir çevre çiz­gi­si oluş­tu­rur (1992: 70). Doku, yü­ze­yin gör­sel açı­dan uyan­dır­dı­ğı do­kun­ma duy­gu­su­na gön­der­me­de bu­lu­nur. Ancak bu duyu Gro­upe µ’nün ku­ra­mın­da gös­ter­ge­bi­lim­sel bir kav­ram­dır, bir gör­sel it­kiy­le olu­şan an­la­tı­ma kar­şı­lık gelen içe­rik bi­ri­mi­dir. İmge­ler­de yal­nız­ca doku fark­lı­lı­ğıy­la bir ay­rı­ma gi­dil­me­si ola­sı­dır (1992: 70).

Biçim

Gro­upe µ gös­ter­ge­bi­lim­sel bir be­tim­le­me­nin, ön­ce­lik­le gör­sel sis­te­min bir fiz­yo­lo­jik araş­tır­ma­sı yap­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni öne sürer (1992: 59). Bi­çim­le­rin ni­te­li­ği bu sis­te­min so­nu­cu­dur. Çizgi, alan, sınır, yüzey, çevre çiz­gi­si (kon­tur), biçim ve fon gibi, top­lu­lu­ğun “gör­sel dür­tü­ler” diye ta­nım­la­dı­ğı öge­le­ri al­gı­la­ma­yı yön­len­di­rir (1992:62). Bu öge­ler gör­sel sis­te­min algı ni­te­lik­le­ri­ne bağlı ola­rak or­ta­ya çıkar, bir ba­kı­ma gör­sel dil­bil­gi­si­nin öge­le­ri­dir, dil­sel diz­ge­de­ki tüm­ce­ler, söz­cük­ler gibi kimi ya­pı­la­rın ye­ri­ne ge­çer­ler.

Kuş­ku­suz gör­sel sis­te­mi kav­ra­ya­bil­mek için, sınır, çizgi ve kon­tur ara­sın­da­ki fark­la­rı sap­ta­mak ge­re­kir. Sınır, alanı ikiye bölen bir çiz­gi­dir, alan­la­rın biri ya da öteki için daha üstün bir konum ön­gör­mez. Bu alan­lar­dan il­ki­ni beti (figür), ikin­ci­si­ni fon ola­rak ad­lan­dır­mak­sa ko­num­sal ve bo­yut­sal öge­le­re da­ya­lı bir ka­rar­dır. Bu karar çevre çiz­gi­si­ni or­ta­ya koyar. Çevre çiz­gi­si be­ti­nin sı­nır­la­rı­nı be­lir­ler, aynı za­man­da be­ti­nin bir par­ça­sı­dır. Do­la­yı­sıy­la çiz­gi­nin, ek­le­nen bir çevre çiz­gi­si ve düz­lem­le­ri be­lir­le­yen sınır çiz­gi­si olmak üzere, iki ko­nu­mun­dan söz edi­le­bi­lir. Tüm bu öge­ler gör­sel açı­dan al­gı­la­nan uzamı oluş­tur­ma­ya kat­kı­da bu­lu­nur.

Alan uzam­sal ni­te­lik­ler­le be­li­rir (Gro­upe µ, 1992: 82). Beti ve fon, al­gı­la­nan uza­mın bi­rin­ci de­re­ce­si­dir. Gro­upe µ gör­sel ile­ti­de be­ti­nin, fonla kar­şıt­laş­tı­ğı­nı be­lir­tir (1992: 67). Beti, be­lir­li bir ilgi uyan­dı­ra­rak be­yin­sel bir dü­ze­ne­ği ça­lış­tı­ra­cak­tır. Böyle bir ilgi gös­ter­me­di­ği­miz­de artık beti değil, fon söz ko­nu­su­dur. İmgede fon be­ti­nin ar­ka­sın­da yer al­dı­ğı iz­le­ni­mi­ni uyan­dı­rır, böy­le­ce beti göze daha ya­kın­mış gibi gö­rü­nür. Ger­çek­te fon­la­rın da bir bi­çi­mi var­dır, bizi kimi be­ti­le­ri fon ola­rak al­gı­la­ma­ya yö­nel­ten kül­tü­rel alış­kan­lık­la­rı­mız­dır. Bir be­ti­nin ko­nu­mu gö­re­ce­li­dir, fona ve ge­omet­rik al­gı­la­ma oda­ğı­na göre be­lir­le­nir. Böy­le­ce alt, üst, orta ay­rım­la­rı, aynı za­man­da ön ve arka ay­rım­la­rı or­ta­ya konur. Bu kav­ram­lar yar­dı­mıy­la da mer­ke­zi­lik/dış­sal­lık, yük­sek/alçak, sağ/sol kar­şıt­lık­la­rı or­ta­ya çıkar.

Beti/biçim ay­rı­mıy­sa al­gı­la­nan uza­mın ikin­ci de­re­ce­si­ni oluş­tu­rur (Gro­upe µ, 1992: 68). Her biçim bir be­ti­dir, ancak bunun tersi ge­çer­li de­ğil­dir. Biçim kav­ra­mı bel­le­ği ha­re­ke­te ge­çi­rir. Bir beti daha önce al­gı­lan­mış be­ti­le­ri anm­sa­ta­bil­di­ğin­de artık bi­çim­den söz edi­le­bi­lir, bu durum da bi­çi­min bir öğ­ren­me so­nu­cu or­ta­ya çık­tı­ğı­nı gös­te­rir. Oysa beti, beyaz bir fon üze­rin­de her­han­gi bir leke de ola­bi­lir. Gogel’in gös­ter­di­ği gibi (1978: 51), be­ti­nin ve bi­çi­min or­ta­ya çık­ma­sın­da ara­la­rın­da­ki uzak­lık önem taşır. İkinci bir kural da daire, nokta kare gibi gör­sel dür­tü­le­rin kim­li­ği­dir. Be­ti­le­rin ve bi­çim­le­rin al­gı­lan­ma­sı ve ta­nın­ma­sın­da bi­liş­sel süreç, dü­şü­nül­dü­ğün­den daha önem­li­dir. (Gro­upe µ, 1992: 69).

Bi­çi­min de bir sis­te­ma­ti­ği var­dır. En yalın gör­sel ile­ti­de bile fon ve biçim bu­lu­nur. Leke, im­ge­nin bi­rim­sel öge­si­dir. Her biçim boyut, konum ve yö­ne­lim olmak üzere üç pa­ra­met­rey­le be­lir­le­nir. Bu üç pa­ra­met­re bir­çok de­ğe­re dö­nü­şe­bi­lir. Ör­ne­ğin Buf­fet’nin ya­pıt­la­rı di­key­li­ği, Mond­ri­an’ın­ki­ler di­key­li­ği ve ya­tay­lı­ğı or­ta­ya çı­ka­rır (Gro­upe µ, 1992: 210).

Uza­mın dü­zen­len­me­si üç bo­yut­lu­dur. Uza­mın gös­ter­ge­bi­lim­sel de­ğer­len­di­ril­me­si man­tık­sal ve ge­omet­rik bir dü­ze­ne değil, uza­mın al­gı­lan­ma­sı­na ve top­lum­sal kul­la­nı­mı­na iliş­kin kav­ram­lar­la ger­çek­leş­ti­ri­lir, bu­ra­dan da bi­çim­ler doğar (Gro­upe µ, 1992: 212). Aynı bo­yut­ta, aynı alanı kap­la­yan ancak fark­lı yö­ne­lim­li bi­çim­ler, fark­lı bi­çim­ler ola­rak de­ğer­len­di­ri­lir: kare ve eş­ke­nar dört­gen te­mel­de ay­nı­dır, ancak fark­lı yö­nem­li ol­duk­la­rın­dan fark­lı bi­çim­ler ola­rak de­ğer­len­di­ri­lir­ler.

Boyut pa­ra­met­re­si de gö­re­ce­li­dir. Plas­tik gös­ter­ge­de nes­ne­le­rin kü­çük­lü­ğü ve bü­yük­lü­ğü iki et­ke­ne bağlı or­ta­ya çıkar. Bi­rin­ci etken iz­le­yen, ikin­ci­siy­se fonun bo­yu­tu­dur. Bir başka de­yiş­le tek ba­şı­na bir öge­nin bo­yu­tu yok­tur, başka öge­le­re göre boyut be­lir­le­nir. Büyük/küçük kar­şıt­lı­ğı, tek bo­yut­lu ek­sen­de uzun/kısa, geniş/dar, üç bo­yut­lu ek­sen­de ha­cim­li/ha­cim­siz ola­rak de­ğer­len­di­ri­le­bi­lir (Gro­upe µ, 1992: 214).

Yö­ne­lim­se be­ti­nin fona göre ko­nu­mu ara­cı­lı­ğıy­la be­lir­le­nir. Yö­ne­lim yar­dı­mıy­la im­ge­de sanal bir de­vi­nim or­ta­ya çıkar. Böy­le­ce yük­se­len/al­ça­lan, sol/sağ, mer­kez/mer­kez dışı kar­şıt­lık­la­rı be­li­rir (Gro­upe µ, 1992: 215). Gro­upe µ, bi­çi­min yö­ne­li­mi­nin içe­rik düz­le­min­de yan­sı­ma­sı­nı şöyle or­ta­ya koyar:

İtme: fon bi­çim­le­ri öne it­ti­ğin­de önce/sonra, ön/arka kar­şıt­lık­la­rı olu­şur.
Ege­men­lik: kı­sıt­lı boyut içe­rik açı­sın­dan var­lı­ğın az­lı­ğı­na ve ege­men­lik al­tı­na gir­mey­le bağ­lan­tı­lı­dır. Bo­yu­tun bas­kın­lı­ğı da ege­men­lik al­tı­na alma an­la­mı­na ge­le­bi­lir.
Denge: çap­raz yö­ne­lim den­ge­siz­li­ğe, kimi zaman da de­vi­ni­me gön­der­me­de bu­lu­nur. Du­ra­ğan­lık söz ko­nu­su de­ğil­dir. Yö­ne­lim fona göre yatay ol­du­ğun­day­sa fazla de­vi­nim ola­sı­lı­ğı yok­tur, du­ra­ğan­lık ve tu­tar­lı­lık ege­men­dir (Gro­upe µ, 1992: 218).

Bir biçim, daire, kare, üçgen, dik­dört­gen, oval gibi kül­tü­rel­leş­miş bir türe yakın gö­rü­ne­bi­lir. Ör­ne­ğin daire sim­ge­sel gücü önem­li olan bi­çim­ler­den­dir, ye­ri­ne göre “tan­rı­sal­lık” ya da “yad­sı­ma” gibi kav­ram­la­rı çağ­rış­tı­ra­bi­lir (Gro­upe µ, 1992: 219). Her bi­çi­min bir ener­ji­si, dik­ka­ti üze­ri­ne çekme ye­ti­si var­dır. Bu ener­ji ve güç bi­çi­min bo­yu­tuy­la, ko­nu­muy­la be­lir­le­nir, mer­kez­de ya da ke­nar­da yer al­ma­sı, fona ve öteki bi­çim­le­re göre bo­yu­tu bi­çi­min an­lam­lan­dı­rıl­ma­sı açı­sın­dan önem taşır (Gro­upe µ, 1992: 222).

Çer­çe­ve de bi­çi­mi or­ta­ya çı­kar­mak açı­sın­dan önem­li­dir. Her im­ge­nin fi­zik­sel sı­nır­la­rı var­dır, bu sı­nır­lar dö­nem­le­re ve bi­çem­le­re göre az ya da çok çer­çe­vey­le so­mut­laş­tı­rı­lır. Çer­çe­ve ko­nu­su gös­ter­ge­bi­lim­ci­le­ri uzun süre uğ­raş­tır­mış­tır. Çer­çe­ve, im­ge­nin ala­nı­nı, onu çev­re­le­yen yü­zey­den ayı­ran ka­pan­ma ola­rak ta­nım­la­nır (Sap­hi­ro, 1982: 13). Çer­çe­ve, ke­nar­lık ve çevre çiz­gi­si kav­ram­la­rıy­la iliş­ki­li­dir. Çevre çiz­gi­si, fonla be­ti­yi ay­rı­ran, mad­de­sel ol­ma­yan çiz­gi­dir. Ke­nar­lık­sa belli bir uzam­da iko­nik ya da plas­tik ile­ti­yi be­lir­le­yen bir dü­zen­le­me­dir. Ke­nar­lık bir gös­ter­ge­dir, dik­ka­tin ne­re­ye odak­lan­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni gös­te­rir. Kimi ke­nar­lık­la­rın top­lum­sal bir an­la­mı var­dır, ör­ne­ğin altın çer­çe­ve­nin XVIII. yüz­yıl­da­ki an­la­mı kuş­ku­ya yer bı­rak­maz. Ke­nar­lık za­ma­na ve top­lu­ma göre anlam de­ğiş­ti­rir (Gro­upe µ, 1992: 381). Bir nesne ola­rak ke­nar­lı­ğın ta­rih­sel bir do­ğa­sı, renk­le­ri, tahta, metal ya da altın gibi bir mad­de­si var­dır. Ke­nar­lık plas­tik ola­rak, doku ola­rak gör­sel ile­ti­den fark­lı ol­ma­lı­dır. Kla­sik re­sim­de ke­nar­lık dört­gen ya da oval­dir (Gro­upe µ, 1992: 393).

Plas­tik gös­ter­ge açı­sın­dan, ya­pı­la­bi­lecek bi­çim­sel çö­züm­le­me­ler, renk­le­ri ve do­ku­la­rı göz önüne alan ya­pı­sal kar­şıt­lık­lar yo­luy­la or­ta­ya ko­na­bi­lir. Bun­lar ara­sın­da yük­sek/alçak, açık/ka­pa­lı, saf/bi­le­şik, ay­dın­lık/ka­ran­lık, düz/pü­rüz­lü gibi ikili kar­şıt­lık­lar örnek gös­te­ri­le­bi­lir (Gro­upe µ, 1992: 190). Sü­rek­li/sü­rek­siz, pü­rüz­lü/pü­rüz­süz gibi kar­şıt­lık­lar da plas­tik ile­ti­ler­de, ileti bu öge­le­ri içer­di­ği sü­re­ce söz ko­nu­su ola­bi­lir. Plas­tik gös­ter­ge­de “küçük” be­ti­den söz etmek, ancak “büyük” bir beti de ile­ti­de yer alı­yor­sa ola­sı­dır.

Plas­tik bir söy­lem bi­çim­ler açı­sın­dan, renk­ler açı­sın­dan, do­ku­lar sonra da bun­la­rın oluş­tur­du­ğu bü­tün­ler açı­sın­dan in­ce­le­ne­bi­lir. Ay­rı­ca bu ve­ri­le­rin bir­lik­te var ol­du­ğu­nu, bir dizge ta­ra­fın­dan or­ta­ya ko­nul­du­ğu­nu da be­lirt­mek ge­re­kir.

4. İkonik gös­ter­ge

İkonik gös­ter­ge­ler ev­ren­de bu­lu­nan nes­ne­le­rin imge düz­le­min­de dö­nüş­tü­rül­müş ya da ye­ni­den oluş­tu­rul­muş bi­çi­mi­dir. Gro­upe µ’ye göre bir be­ti­nin iko­nik ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­si­nin ne­de­ni, tü­rü­nün tek ör­ne­ği ol­ma­ma­sı­dır, böy­le­ce kendi dı­şın­da­ki bir dü­şün­ce­ye gön­der­me­de bu­lu­nur. Ancak, bir gör­sel ol­gu­nun ne zaman bir ikon du­ru­mu­na gel­di­ği önem­li bir so­run­dur. Gro­upe µ bu so­ru­nu, gör­sel it­ki­ler di­zi­si söz ko­nu­su ol­du­ğun­da bu it­ki­le­rin bir gös­ter­ge oluş­tur­ma­sı için bir gön­der­ge ve bir türle bağ­daş­tır­ma sü­re­ci­nin nasıl ge­liş­ti­ği­ni sor­gu­la­ya­rak dile ge­ti­rir. Sonuç ola­rak, böyle bir bağ­daş­tır­ma­nın çok da ge­rek­li ol­ma­dı­ğı­nı be­lir­tir. Bir ke­diy­le kar­şı­la­şın­ca “işte bir kedi ikonu ve fo­toğ­ra­fı” de­me­yiz, bu ku­ra­lı de­ne­yim be­lir­ler. Nes­ne­le­rin gös­te­ren ve gös­te­ri­len iş­lev­le­ri­ni üst­len­me­si­nin ne­de­ni içkin ni­te­lik­le­ri de­ğil­dir. Top­lum­sal açı­dan gös­ter­ge ola­rak sı­nıf­lan­dı­rı­lan bir nesne, ör­ne­ğin bir resim, bir başka gös­ter­ge­nin gön­der­ge­si ola­bi­lir. Vit­rin­de­ki giy­si­ler aynı za­man­da gös­ter­ge­dir, bir lo­kan­ta­da gar­so­na işa­ret edi­len boş bir bar­dak, is­te­nen dolu bir bar­da­ğın gös­ter­ge­si ola­bi­lir, ancak bir kutu kib­rit bir başka ku­tu­nun gös­ter­ge­si de­ğil­dir (Gro­upe µ, 1992: 144). Bir nes­ne­yi gös­ter­ge du­ru­mu­na ge­tir­mek için, iş­lev­le­rin­den arın­dır­mak ve ni­te­lik­le­ri­ni ye­ni­den dü­zen­le­mek ge­re­kir. Dil­bi­lim­sel, top­lum­sal, de­vi­nim­sel ku­ral­la­rın dev­re­ye gir­di­ği belli bir bağ­lam bu de­ği­şim­le­ri ger­çek­leş­ti­rir (Gro­upe µ, 1992: 144).

Nesne sü­rek­li ve iş­lev­sel bir bü­tün­dür. Bir biçim, bir bilgi top­la­mı, bir başka de­yiş­le sü­rek­li­li­ği olan özel­lik­le­rin bir top­la­mı ola­rak de­ğer­len­di­ril­di­ğin­de nesne kav­ra­mı be­li­rir. Öğ­ren­me­den söz edil­di­ğin­de sü­rek­li­lik­ten de söz edil­miş olur. Var­lı­ğı fi­zik­sel et­ki­ye bağlı ol­mak­tan çık­tı­ğın­day­sa nesne bu sü­rek­li­li­ği ka­za­nır. De­ğiş­mez­lik­se nes­ne­nin iş­lev­sel ve prag­ma­tik ni­te­lik­le­ri­ne bağ­lı­dır. Al­gı­mız onu öteki du­yu­sal bilgi kit­le­sin­den ayı­ra­bi­li­yor­sa, bu durum pra­tik amaç­lar yar­dı­mıy­la ger­çek­leş­mek­te­dir. Daha ön­ce­ki de­ne­yim­ler­se ge­rek­si­nim­le­re da­ya­nır (Gro­upe µ, 1992: 80).

Nesne bir özel­lik­ler top­la­mı­dır, ey­le­mi yön­len­di­rir. Bu sav­dan yola çı­ka­rak nesne kav­ra­mı­nın gös­ter­ge kav­ra­mıy­la bir­leş­ti­ği öne sü­rü­le­bi­lir. Gös­ter­ge du­ra­ğan bir ta­sa­rım­dır, du­rum­la­ra, anım­sat­ma­la­ra, ön­ce­le­me­le­re, ika­me­le­re yer verir. Algı iş­le­vi bu­ra­da gös­ter­ge­bi­lim­sel iş­lev­le bir­le­şir. Do­la­yı­sıy­la Gro­upe µ’ye göre, gör­sel gös­ter­ge­bi­lim­de nesne kav­ra­mı, gös­ter­ge kav­ra­mın­dan ay­rı­la­maz (1992: 81). Nes­ne­ler gör­gül bir ger­çek­lik değil, man­tı­ğın var­lık­la­rı­dır. Çünkü iko­nik gös­ter­ge­nin gön­der­ge­si varsa, bu gön­der­ge ger­çek­li­ğin bir bö­lü­mü olan “nesne” değil, ekin­sel­leş­ti­ril­miş bir nes­ne­dir (Gro­upe µ, 1992: 130).

Alan be­lir­gin­li­ği ve de­rin­li­ği, iko­nik gös­ter­ge­nin al­gı­lan­ma­sın­da be­lir­le­yi­ci­dir. İmge­nin tüm düz­le­mi eski ve kla­sik re­sim­de, fo­toğ­raf­ta ol­du­ğu gibi aynı be­lir­gin­lik­te ve­ril­miş­se göz bu be­lir­gin­li­ği yal­nız­ca yerel ola­rak al­gı­lar, ge­ri­si daha silik kalır. Bu imge tü­rün­de tüm nok­ta­lar sabit bir gö­rün­tü sunar. Ancak ör­ne­ğin Re­no­ir’ın tab­lo­la­rın­dan göz­lem­le­ne­bi­le­ce­ği gibi, mer­ke­zi be­lir­gin, ke­nar­la­rı daha silik bir im­ge­de, göz fiz­yo­lo­jik ola­rak do­yu­ru­cu bir gö­rü­nü­mü, ancak mer­ke­ze odak­la­nır­sa bu­la­bi­le­cek­tir. Do­la­yı­sıy­la böyle bir imge dü­zen­le­me­si­nin amacı, dik­ka­ti mer­ke­ze çek­mek­tir. Alan de­rin­li­ği ob­jek­tif se­çi­miy­le azal­tı­la­bi­lir. Eski, kla­sik resim, yakın nes­ne­le­re de uzak nes­ne­le­re de is­te­ye­rek aynı be­lir­gin­li­ği ver­miş­tir, bu da du­yar­lı göz için bir uzak­lık sunar, çünkü göz, tuval üze­rin­de­ki nes­ne­ler, var­sa­yı­lan değil, tu­va­lin uzak­lı­ğı­na uyum sağ­lar (Gro­upe µ, 1992: 175).

Optik dö­nü­şüm­ler im­ge­nin fi­zik­sel ni­te­lik­le­ri­ni et­ki­le­di­ğin­den, iko­nik gös­ter­ge­nin al­gı­lan­ma­sı­nı de­ğiş­ti­re­bi­lir. Fo­toğ­raf­çı­lar bunu bilir ve ışığı, yo­ğun­lu­ğu ve uzam­da yö­ne­lim­le­riy­le in­ce­ler­ler. Işık­lan­dır­ma ter­si­ne çev­ri­le­rek ne­ga­tif elde edi­lir (Gro­upe µ, 1992: 174). Işık­lan­dır­ma, sanki filt­re­len­miş gibi gö­rün­se de optik dö­nü­şüm­le­rin en önem­li­le­rin­den­dir. Bu ne­den­le iko­nik gös­ter­ge­nin ta­nı­mı için­de yer al­ma­lı­dır. Ör­ne­ğin Goya ve Bres­din’in gra­vür­le­rin­de “ka­ran­lık­laş­ma” diz­ge­li ve kuş­ku­suz anlam yük­lü­dür (Gro­upe µ, 1992: 174). Gro­upe µ ki­ne­tik dö­nü­şü­mün de kimi du­rum­lar­da iko­nik gös­ter­ge açı­sın­dan önem­li ola­bi­le­ce­ği­ni sa­vu­nur. Ön­ce­ki sı­nıf­lan­dır­ma­lar bakan öz­ney­le imge ara­sın­da de­ğiş­me­yen bir ba­ğın­tı­yı ele alır. Oysa ki­ne­tik dö­nü­şüm, iz­le­yen öz­ne­nin im­ge­ye göre yer de­ğiş­tir­me­si­ni içe­rir. Bu yer de­ğiş­tir­me gös­te­ren­le gös­ter­ge­nin öteki öge­le­ri ara­sın­da­ki ba­ğın­tı­yı et­ki­ler ve “çoklu sa­bit­lik” kav­ra­mı­nı or­ta­ya çı­ka­rır. İmgeye ya­kın­laş­mak ya da im­ge­den uzak­laş­mak, kimi zaman al­gı­yı de­ğiş­ti­re­bi­lir. Ör­ne­ğin iz­le­nim­ci ve nok­ta­cı resim bi­çem­le­ri al­gı­la­ma­da uzak­lık önem­li­dir. İko­nizm gön­der­ge ve gös­te­ren ara­sı­na be­lir­li bir uzak­lık koyar, bu da bir dö­nü­şüm­ler di­zi­siy­le ger­çek­le­şir (Gro­upe µ, 1992: 177).

İkonik gös­ter­ge­ler ge­nel­lik­le ta­nı­dı­ğı­mız var­lık­lar ya da be­ti­ler­dir. Do­la­yı­sıy­la iko­nik gös­ter­ge­le­rin be­lir­len­me­si, ge­nel­lik­le im­ge­tin be­tim­len­me­si sı­ra­sın­da ger­çek­le­şir. Ancak gör­sel söy­le­mi çö­züm­le­ye­bil­mek için, bun­la­rın içe­rik düz­le­min­de­ki an­lam­la­rı­nı ve ya­nan­lam­la­rı­nı or­ta­ya çı­kar­mak ge­rek­li­dir.

Plas­tik ve iko­nik gös­ter­ge­le­rin be­lir­len­me­si, im­ge­le­rin an­lam­la­rı­nı or­ta­ya çı­ka­ra­rak, gör­sel söy­le­min çö­züm­len­me­si­ni sağ­lar. Kuş­ku­suz gör­sel ile­ti­le­re sözel ya da ya­zı­lı bir ileti eşlik et­ti­ğin­de, söy­le­min çö­züm­len­me­si ko­lay­la­şır. Ancak Gro­upe µ Traité du signe vi­su­el adlı ya­pı­tın­da, sözel ya da ya­zı­lı ile­ti­ler ol­ma­dan da söy­lem çö­züm­le­me­si ya­pı­la­bi­le­ce­ği­ni gös­ter­miş­tir.

5. Bir çö­züm­le­me ör­ne­ği: D&G

Rek­lam, 1960’lar­dan baş­la­ya­rak gör­sel gös­ter­ge­bi­li­min ilk in­ce­le­di­ği nes­ne­ler­den ol­muş­tur. Ro­land Bart­hes’ın Pan­za­ni rek­la­mı in­ce­le­me­si en bi­li­nen ve eski gör­sel gös­ter­ge­bi­lim uy­gu­la­ma­la­rın­dan­dır (Bart­hes: 1964). Gör­sel gös­ter­ge­bi­lim­ci­le­rin rek­la­ma gös­ter­di­ği il­gi­nin rek­la­ma da kat­kı­sı olmuş, ku­ram­sal araç­lar sağ­la­mış­tır. Biz de Gro­upe µ’nün gör­sel söy­lem çö­züm­le­me yön­te­mi­ni, din­sel çağ­rı­şım­la­rı da olan il­ginç bir rek­lam im­ge­si­ne uy­gu­la­ma­ya ça­lı­şa­ca­ğız. İnce­le­ye­ce­ği­miz Dolce&Gab­ba­na’nın alt mar­ka­sı D&G’nin rek­la­mı, İsa’nın çar­mıh­tan in­di­ri­li­şi sah­ne­si­ni çağ­rış­tır­mak­ta­dır. Bu sahne Hris­ti­yan­lı­ğın en acılı sah­ne­le­rin­den bi­ri­dir, içer­di­ği yoğun duy­guy­la sa­nat­çı­la­rı çağ­lar bo­yun­ca et­ki­si al­tı­na al­mış­tır.

Hris­ti­yan di­ni­nin özel­lik­le Batı ül­ke­le­rin­de önem­li bir et­ki­si ol­du­ğun­dan kimi mar­ka­lar daha çar­pı­cı ola­bil­mek için rek­lam­la­rın­da Hris­ti­yan­lı­ğın önem­li sim­ge­le­ri­ni kul­lan­mış­lar­dır. Cot­tin ve Wal­ba­um rek­la­mın gör­sel sa­nat­lar­dan, gör­sel sa­nat­la­rın da Hris­ti­yan­lık­tan esin­len­dik­le­ri­ni be­lir­tir­ler (1997: 11). Tos­ca­ni, Be­net­ton rek­lam­la­rın­da öpü­şen bir rahip ve ra­hi­be im­ge­si­ne yer ver­miş, Le­onar­do da Vinci’nin “Son Akşam Ye­me­ği” adlı ya­pı­tı bir­çok rek­la­ma esin kay­na­ğı ol­muş­tur.

Ele al­dı­ğı­mız D&G rek­la­mı­nın önem­li bir din­sel im­ge­yi çağ­rış­tır­ma­sı ya­ra­tı­cı­la­rı­nın Ka­to­lik Ki­li­se’ne karşı tu­tum­la­rı açı­sın­dan il­ginç­tir. Do­me­ni­co Dolce ve Ste­fa­no Gab­ba­na, Ka­to­lik Ki­li­se’yi eş­cin­sel­lik kar­şı­tı söy­le­mi ne­de­niy­le eleş­ti­rir­ler. Ste­fa­no Gab­ba­na mar­ka­nın rek­lam­la­rı­nın hep bir iro­ni­yi içer­me­si­ne özen gös­te­ril­di­ği­ni be­lirt­ti­ği göz önüne alı­nır­sa (Delétraz ve La­cont­re, 2007), bu rek­lam­da da iro­ni­nin Hris­ti­yan­lı­ğın önem­li bir sim­ge­si üze­rin­de uy­gu­lan­dı­ğı göz­lem­le­ne­bi­lir. Ay­rı­ca rek­lam, plas­tik ve iko­nik gös­ter­ge­ler açı­sın­dan kimi çe­liş­ki­le­ri içer­mek­te, es­kiy­le ye­ni­yi bir­leş­tir­mek­te­dir.

Plas­tik gös­ter­ge­ler

Baş­lı­ca plas­tik gös­ter­ge­ler, renk, doku ve bi­çim­ler­dir. Gro­upe µ gör­sel söy­lem çö­züm­le­me­sin­de plas­tik gös­ter­ge­le­ri öne çı­ka­ra­rak, an­la­mın büyük öl­çü­de plas­tik se­çim­ler­ce be­lirt­ti­ği­ni sa­vun­du­ğun­dan, çö­züm­le­me­miz­de ön­ce­lik­le plas­tik gös­ter­ge­le­rin in­ce­len­me­si­ne yer ve­re­ce­ğiz.

Renk

İnce­le­di­ği­miz gör­sel ile­ti­de kul­la­nı­lan sönük renk­ler ege­men­dir. Fon ve be­ti­ler ara­sın­da be­lir­li bir renk kar­şıt­lı­ğı var­dır. İnsan be­ti­le­ri fon­dan daha canlı renk­ler­le be­li­rir, bu da öne çık­ma­la­rı­nı sağ­lar. Yine de renk­ler, dik­kat çe­kecek kadar can­lı­lık­tan uzak­tır. Bunun ne­de­ni­nin de yine eski fresk­le­re ve tab­lo­la­ra öy­kü­nül­me­si ol­du­ğu dü­şü­nü­le­bi­lir. Çağ­lar ön­ce­sin­den kal­mış gibi bir iz­le­nim uyan­dı­rıl­mak­ta­dır. Kuş­ku­suz ger­çek bir iz­le­nim de­ğil­dir bu, üs­te­lik iko­nik ile­ti­ler­le, bir başka de­yiş­le insan be­ti­le­ri ve on­la­rın giy­si­le­riy­le çe­liş­ki ya­ra­tır. Rek­lam im­ge­si­nin soluk renk­li ve es­ki­miş gö­rün­me­si­ne özen gös­te­ril­miş­tir.

Bunun dı­şın­da mavi ren­gin ege­men­li­ği dik­kat çek­mek­te­dir. Bu se­çi­min ne­den­le­rin­den biri “denim” ile bağ­lan­tı ku­rul­ma­sı, soluk kot pan­to­lon ren­gi­ne ağır­lık ve­ril­me­si ol­du­ğu dü­şü­nü­le­bi­lir. Göğün ma­vi­si kot pan­to­lon­la­rın ma­vi­siy­le ay­nı­dır. Yerde kum ol­du­ğu iz­le­ni­mi uyan­dı­rı­lır, ancak sarı değil, soluk kah­ve­ren­gi ege­men­dir. Bu renk de mo­del­le­rin ki­mi­le­ri­nin ten ren­gi­nin ton­la­rın­da­dır. Soluk kah­ve­ren­gi/sarı ren­gin, mavi renk­le bir kar­şıt­lık oluş­tur­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. Top­rak/gök­yü­zü, ten/kot pan­to­lon renk­ler açı­sın­dan birer kar­şıt­lık ek­se­ni oluş­tu­rur. İçerik açı­sın­dan insan be­ti­le­ri­nin top­rak düz­le­mi­ne, kot ku­ma­şı­nın, do­la­yı­sıy­la rek­lam­da­ki giy­si­le­rin büyük bir bö­lü­mü­nün, gök­yü­zü düz­le­mi­ne ya­kın­laş­tı­rıl­dı­ğı söy­le­ne­bi­lir.

Resim ta­ri­hin­de mavi renk Batı’da XII. ve XIII. yüz­yıl­lar­da din­sel re­sim­ler­de önem ka­zan­mış­tır. Daha önce kara, kır­mı­zı, beyaz ya da altın ren­giy­le be­tim­le­nen gök­yü­zü, bu dö­nem­den baş­la­arak mavi renk­le be­tim­len­miş­tir. Mavi de böy­le­ce ışı­ğın rengi olur, bir öl­çü­de kut­sal bir renk du­ru­mu­na gelir, ör­ne­ğin Mer­yem Ana ge­nel­lik­le mavi giy­si­ler­le res­me­di­lir (Pas­to­ure­au ve Si­mon­net, 2005: 18). Bu rek­lam­da da kot giy­si­le­rin, gök­yü­züy­le aynı renk­te ol­ma­sı do­la­yı­sıy­la kut­sal­laş­tı­rıl­dı­ğı, ölüm­süz­leş­ti­ril­di­ği söy­le­ne­bi­lir. Ten ve top­rak ise plas­tik gös­ter­ge ve içe­rik açı­sın­dan ma­vi­nin kar­şıt ek­se­nin­de yer al­mak­ta­dır. Ten, kot ku­ma­şı­nın ter­si­ne ölüm­lü­dür.

Doku

İnce­le­di­ği­miz rek­lam bir dergi fo­toğ­ra­fı­dır, do­la­yı­sıy­la düz ve ince, do­kun­sal ol­ma­yan bir do­ku­su­nun ol­ma­sı bek­le­nir. Oysa rek­lam­da fark­lı bir an­la­tım yeğ­len­miş, bir yağ­lı­bo­ya tablo ya da fresk iz­le­ni­mi ve­ril­miş­tir. Bunun ne­de­ni Hris­ti­yan di­ni­nin, res­sam­lar­ca çok iş­len­miş önem­li bir sah­ne­sin­den esin­le­nil­me­si, do­la­yı­sıy­la rek­la­mın da bu tab­lo­la­rı anış­tır­ma ama­cı­nı ta­şı­ma­sı ola­rak dü­şü­nü­le­bi­lir. Gö­rün­tü­nün alı­şıl­mış fo­toğ­raf­tan uzak­la­şa­rak, daha pür­tük­lü bir do­ku­yu anış­tır­ma­sı, bir do­kun­sal­lık iz­le­ni­mi katar. Ancak daha önce de be­lirt­ti­ği­miz gibi mü­ze­de­ki bir resim, plas­tik gös­te­ren ola­rak dergi fo­toğ­ra­fın­dan daha kalın do­ku­lu, daha do­kun­sal ol­ma­sı­na kar­şın, daha ula­şıl­maz­dır. D&G rek­la­mın­da da hem fo­toğ­raf do­ku­su hem de tablo do­ku­su bu­lun­ma­sın­dan kay­nak­la­nan bir çe­liş­ki var­dır. Bu çe­liş­ki de rek­la­mın an­la­tım dü­ze­yin­de yer alan iro­niy­le bağ­lan­tı­lan­dı­rı­la­bi­lir.

Bi­çim­ler

Bi­çim­le­rin yö­ne­li­mi açı­sın­dan be­lir­li bir kar­şıt­lık­tan söz edi­le­bi­lir. İsa’yı tem­sil eden model, yatay, öteki mo­de­ler dikey ko­num­da­dır. Do­la­yı­sıy­la yatay biçim gör­sel söy­le­min mer­ke­zin­de yer alır, öteki bi­çim­le­rin al­gı­lan­ma­sı­nı yön­len­di­rir.

Dikey bi­çim­ler du­ra­ğan­lı­ğı­na, say­gın­lı­ğa ve güce gön­der­me­de bu­lu­nur. Do­la­yı­sıy­la çev­re­sin­de­ki­le­rin, İsa’yı tem­sil eden im­ge­ye göre daha güçlü ol­duk­la­rı­nı var­sa­ya­bi­li­riz. Yatay bi­çim­se olum­lu an­la­mıy­la din­len­me ve hu­zu­ru, olum­suz an­la­mıy­la ölümü çağ­rış­tı­rır. Bu ne­den­le bi­çim­le­rin rek­la­mın ko­nu­su­na göre ba­şa­rı­lı bir bi­çim­de se­çil­di­ği söy­le­ne­bi­lir. Yatay biçim, bir başka de­yiş­le kol­lar­da ta­şı­nan model, huzur ve din­len­me­den çok ölümü çağ­rış­tı­rır. Bu durum yü­zü­nün acılı an­la­tı­mıy­la da bir­le­şir. Ancak yatay biçim kom­po­zis­yo­nu yön­len­dir­mek­te­dir, ay­rı­ca mo­de­lin aya­ğı­nın ucu­nun res­min üst bö­lü­mü­ne yö­nel­me­si ne­de­niy­le be­lir­li bir de­vi­nim katar.

İnce­le­di­ği­miz gör­sel ile­ti­de bi­çim­ler, çer­çe­ve­nin için­de yer alır. Bu da ge­le­nek­sel resim çer­çe­ve­le­me­si­ne uygun bir yak­la­şım be­nim­sen­di­ği­ni gös­te­rir. Böyle bir çer­çe­ve­le­me se­çi­mi, in­ce­le­di­ği­miz rek­la­mın esin kay­na­ğı din­sel ko­nu­lu tab­lo­lar­la ör­tü­şür. İzle­yi­ci­nin im­ge­le­mi sı­nır­la­nır, al­gı­la­ma­sı bek­le­nen tüm evren, dik­dört­gen çer­çe­ve­nin sı­nır­la­rı için­de­dir. Rek­lam­da­ki insan ve hay­van im­ge­le­ri­nin çevre çiz­gi­le­ri­nin çer­çe­ve dı­şı­na taş­ma­ma­sı, bü­tü­nüy­le rek­lam alanı için­de yer al­ma­sı da bu an­la­tı­mı des­tek­ler.

İkonik gös­ter­ge­ler

Bu rek­lam­da baş­lı­ca iko­nik gös­ter­ge­ler, in­san­lar, may­mun­lar ve giy­si­ler­dir. İnsan­lar, bir başka de­yiş­le rek­lam mo­del­le­ri­nin du­ruş­la­rı, giy­si­le­ri ve ışık­lan­dır­ma iko­nik gös­ter­ge­le­rin an­lam­la­rı­nın sap­tan­ma­sı açı­sın­dan önem­li­dir.

Mo­del­le­rin du­ru­şu

Kimi mo­del­le­rin du­ru­şu İsa’nın çar­mıh­tan in­di­ril­me sah­ne­si­ne do­lay­lı ve alay­lı bir bi­çim­de de olsa gön­der­me­de bu­lun­mak­ta­dır. İmge­nin mer­ke­zin­de İsa’yı tem­sil eden ve iki erkek ta­ra­fın­dan ta­şı­nan model var­dır. İncil’e göre İsa çar­mıh­tan bir çar­şaf yar­dı­mıy­la in­di­ri­lir, Ni­ko­di­mus ve Yusuf be­de­ni bir çar­şaf­la ta­şır­lar: Bu rek­lam­da da iki erkek model, İsa’yı tem­sil eden mo­de­li ta­şı­mak için bir kumaş kul­la­nıl­dı­ğı­nı gö­re­bi­li­riz. Bu iki erkek mo­de­lin du­ruş­la­rı da çar­mıh­tan in­dir­me sah­ne­si­ne uy­gun­dur, sol­da­ki model yü­zü­nü göğe çe­vir­miş­tir, beden dili be­lir­li bir ça­re­siz­li­ğin gös­ter­ge­si­dir. Sağ­da­ki erkek mo­del­se kay­gı­lı ve üzgün bir an­la­tım­la boş­lu­ğa bakar. İsa’yı tem­sil eden sa­rı­lın mo­de­lin yü­zün­de acılı, ancak donuk bir an­la­tım gö­rü­lür. Be­de­nin üst bö­lü­mü çıp­lak, alt bö­lü­mün­dey­se yır­tık bir kot pan­to­lon var­dır.

İncil’in be­tim­le­me­si­ne göre, İsa’nın çev­re­sin­de­ki aziz­ler kol­la­rı­nı ha­va­ya kal­dı­ra­rak ağlar ve dö­vü­nür­ler. İnce­le­di­ği­miz im­ge­de de arka düz­lem­de bu be­tim­le­me­ye uygun ola­rak kol­la­rı­nı ha­va­ya kal­dır­mış, göğe bakan bir model gö­rü­lür. Ancak gör­sel söy­le­min alay­cı­lı­ğı­na uygun bir bi­çim­de, be­de­ni­nin gü­cü­nü ve gü­zel­li­ği­ni ser­gi­le­mek is­te­di­ği iz­le­ni­mi­ni verir. Yine İncil’e göre, Mer­yem Ana, Mec­del­li Mer­yem ve öteki azi­ze­ler çar­mı­hın sağ ta­ra­fın­da yer alır­lar. Bu rek­lam­da­ki üç kadın model de sağda, iki er­ke­ğin ta­şı­dı­ğı mo­de­le kay­gıy­la ba­kar­ken gö­rün­tü­len­miş­tir. Bu mo­del­le­rin en önde yer alanı, ku­ca­ğın­da­ki may­mu­na şef­kat­le sa­rıl­mış­tır, ku­ca­ğın­da bebek İsa’yla Mer­yem Ana’yı an­dı­rır. Gör­se­lin sol ve arka pla­nın­da da bir may­mun var­dır. Bu seçim D&G’nin ya­ra­tı­cı­la­rı­nın ki­li­se kar­şı­tı tav­rıy­la açık­la­na­bi­lir. Bu gör­sel söy­lem­de may­mun­la­rın in­san­lar­dan fark­lı bir ko­nu­mu yok­tur.

İmgede yer alan kadın mo­del­ler “iz­le­yen” ko­nu­mun­da­dır­lar, İsa’yı tem­sil eden mo­de­le ba­kar­lar. Erkek mo­del­ler­se ken­di­ni iz­len­me­ye sunar, göğe ya da boş­lu­ğa ba­kar­lar. Üçü­nün be­de­ni­nin büyük bir bö­lü­mü çıp­lak­tır. Do­la­yı­sıy­la in­ce­le­di­ği­miz D&G rek­la­mı­nın ge­le­nek­sel kadın/erkek, iz­le­nen/iz­le­yen şe­ma­la­rı­nı bir öl­çü­de ter­si­ne çe­vir­di­ği söy­le­ne­bi­lir.

Giy­si­ler

Rek­lam­da­ki giy­si­le­rin kuş­ku­suz İsa’nın çar­mıh­tan in­di­ri­liş sah­ne­siy­le bir il­gi­si yok­tur, bu da gör­sel söy­le­min alay­cı­lı­ğı­nı bir kez daha vur­gu­lar. Mo­del­le­rin tü­mü­nün cin­sel çe­ki­ci­li­ği be­lir­gin­dir, be­den­le­ri­nin gü­zel­li­ği ser­gi­le­nir. İsa’yı tem­sil eden mo­de­li ta­şı­yan ve yü­zü­nü ça­re­siz­ce göğe çe­vi­ren mo­de­lin güneş göz­lük­le­ri ve at­le­tin­de­ki “I love denim” ya­zı­sı dik­kat çeker. Giy­si­ler­de er­kek­si­lik ve di­şi­lik kav­ram­la­rı öne çı­ka­rıl­mış­tır.

Rek­lam­da­ki giy­si­ler cin­sel çe­ki­ci­li­ği öne çı­kar­ma­la­rı, genç­li­ğe ve bir öl­çü­de is­yan­kar­lı­ğa gön­der­me yap­ma­la­rı ne­de­niy­le din­sel çağ­rı­şım­lar­la ve İsa’nın çar­mıh­tan in­di­ril­me sah­ne­siy­le çe­liş­ki­li­dir.

Işık­lan­dır­ma

Ge­nel­lik­le tek bir ışık kay­na­ğın­dan gelen ve yay­gın olmak üzere iki temel ışık­lan­dır­ma tü­rü­nün var­lı­ğın­dan söz ede­bi­li­riz. İnce­le­di­ği­miz rek­lam­da da tek bir ışık kay­na­ğı ol­du­ğu iz­le­ni­mi ve­ril­miş­tir. Işık sağ kö­şe­den gelir gi­bi­dir, mo­del­ler de yüz­le­ri­ni ışı­ğın yö­nü­ne çe­vir­miş­ler­dir. Se­çi­len bu ışık mo­del­le­rin be­den­le­ri­nin, kas­la­rı­nın daha da be­lir­gin­lik ka­zan­ma­sı­nı sağ­lar, çünkü göl­ge­le­ri be­lir­gin­leş­ti­rir. Ay­rı­ca im­ge­ye bir öl­çü­de gi­zem­li bir hava verir. Işı­ğın doğ­ru­dan ve güçlü ol­ma­ma­sı, mum ya da yağ kan­di­li ışı­ğın­da resim ya­pı­lan dö­nem­le­ri dü­şün­dü­rür. Doğal bir ışık söz ko­nu­su de­ğil­dir, gök­yü­zü­nün ay­dın­lı­ğı­na kar­şın, renk­ler so­luk­tur, mo­del­le­rin be­de­ni­nin bir bö­lü­mü göl­ge­de­dir.

Bu rek­lam­da iko­nik ve plas­tik gös­ter­ge­ler il­ginç bir bi­çim­de bi­ra­ra­ya ge­le­rek sı­ra­dı­şı bir rek­lam im­ge­si or­ta­ya koyar. D&G mar­ka­sı­nın öz­gür­lü­ğü, iro­ni­yi ve say­gı­sız­lı­ğı sim­ge­le­di­ği be­lir­ti­lir (www.​modeandro.​com). Bu kav­ram­la­rı rek­lam­da da gör­mek ola­sı­dır. İmge acılı bir sah­ne­yi çağ­rış­tır­sa da giy­si­ler, may­mun­la­rın var­lı­ğı belli bir alay içe­rir, do­la­yı­sıy­la bu acılı din­sel sah­ne­yi ha­fi­fe alır.

 

De­ğer­len­dir­me

Gör­sel söy­lem çö­züm­le­me­si ça­lış­ma­la­rı, Gro­upe µ’nin Traité du signe vi­su­el adlı ya­pı­tın­dan çok önce baş­la­mış­tır. Ancak Gro­upe µ bu ça­lış­ma­la­ra önem­li bir ye­ni­lik ge­tir­miş, gör­sel söy­le­mi ay­rın­tı­lı ola­rak diz­ge­leş­tir­miş­tir. Top­lu­lu­ğun “gör­sel dil­bil­gi­si­ni” or­ta­ya koyma amacı, gi­ri­şi­mi­nin kap­sa­mı­nı or­ta­ya koyar. Gör­sel dili, sözel ve yazlı dil­den tü­müy­le ba­ğım­sız­laş­tı­rır. Gro­upe µ ön­ce­lik­le gör­sel gös­ter­ge­bi­li­min al­gı­la­ma te­mel­le­ri­ni at­ma­yı amaç­lar, duyu/algı/biliş kar­şıt­lık­la­rı sü­re­ci­ni in­ce­ler. Ya­zar­la­ra göre gör­sel sis­tem uzam­sal­lık, doku ve renk ta­ra­fın­dan yön­len­di­ri­lir. İtki­ler, motif, yö­ne­lim, renk kar­şıt­lık­la­rı gibi özel ya­pı­lar­dan do­ğa­rak al­gı­la­ma­yı oluş­tu­rur, böy­le­ce önce be­ti­le­rin, sonra da bi­çim­le­rin ve nes­ne­le­rin üre­ti­mi açık­la­nır. Be­ti­ler alan, sınır, çizgi, çevre çiz­gi­si gibi kav­ram­la­rın oluş­tur­du­ğu sü­reç­ten doğar, bi­çim­ler­se bir be­ti­nin fark­lı du­rum­la­rı­nı kar­şı­laş­tır­ma­ya gö­tü­rür ve bel­le­ği ha­re­ke­te ge­çi­rir. Nes­ne­yi al­gı­la­ma sü­re­ciy­se gör­sel ol­ma­yan et­ken­le­rin de ek­len­me­siy­le or­ta­ya çıkar. Nesne kav­ra­mın­da biçim sü­rek­li­le­şe­rek, du­yu­lar al­gı­la­ma­ya kat­kı­da bu­lu­nur. Bu ne­den­le Gro­upe µ’nün bir özel­li­ği­nin de bi­liş­sel di­sip­lin­ler­le gös­ter­ge­bi­lim ara­sın­da­ki bir köprü kur­ma­sı, duyu ve anlam ara­sın­da­ki ba­ğın­tı­la­rı in­ce­le­me­si ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. Böy­le­ce bi­liş­sel bir gös­ter­ge­bi­li­min or­ta­ya çık­ma­sı­na ön­cü­lük et­miş­tir. Gro­upe µ daha önce ye­te­rin­ce üze­rin­de du­rul­ma­yan plas­tik gös­ter­ge­ye büyük bir önem ve­re­rek gör­sel söy­lem çö­züm­le­me­si­ni ge­liş­tir­miş­tir. Gro­upe µ’ye göre plas­tik yapı, biçim, renk ve doku olmak üzere üç anah­tar ögeye da­ya­nır. Her biri bir gös­ter­ge­bi­lim­sel iş­lev­le do­nan­mış bu iki gös­ter­ge düz­le­mi yak­la­şı­mı hem özgün hem ya­ra­tı­cı­dır. Böy­le­ce Gro­upe µ’nün gör­sel gös­ter­ge­bi­li­mi, genel gös­ter­ge­bi­li­me de önem­li kat­kı­da bu­lu­nur.

 

Kay­nak­ça


Bart­hes, R. (1964). Rhéto­ri­que de l’image. Com­mu­ni­ca­ti­ons. Paris.
Ber­tin, J. (1967). Sémi­olo­gie grap­hi­que. Les di­ag­ram­mes, Les réseaux. Les car­tes. Paris: Ga­uti­er-Vil­lars, Paris.
Cot­tin, J. ve Wal­ba­um R. (1997). Dieu et la pub !. Paris/Ce­nev­re: Pres­ses Bib­li­qu­es Uni­ver­si­ta­ires.
Da­mish, H. (1979). Théorie du nuage. Paris: Le Seuil.
De­let­raz, F. ve La­cont­re, L. (2007). Dolce et Gab­ba­na: sucré salé. Le Fi­ga­ro Ma­ga­zi­ne. Fran­sa. Eri­şim ta­ri­hi 15.10.2007.
Du­bo­is, J. ve Ges­pin, L. (1973). Dic­ti­on­na­ire de lin­gu­is­ti­que. Paris: La­ro­us­se.
Eco, U. (1967). Rhéto­ri­que et idéolo­gie dans “Les mystères de Paris” d’Eugène Sue. In­ter­na­ti­onal so­ci­al sci­en­ce jo­ur­nal, XIX (4), 551-569.
Floch, J. M. (1985). Pe­ti­tes myt­ho­lo­gi­es de l’œil et de l’esp­rit. Paris: Hadès.
Gogel, W. C. (1978). Le prin­ci­pe de la pro­xi­mité dans la per­cep­ti­on vi­su­el­le. Pour la sci­en­ce, 9. Paris, 49-57.
Gre­imas, A. J. ve Co­ur­tes, J. (1979). Dic­ti­on­na­ire ra­isonné de la théorie du lan­ga­ge. Paris: Hac­het­te.
Groupe µ. (1970). Rhéto­ri­que générale. Paris: Édi­ti­ons La­ro­us­se. (Yeni ba­sı­mı: 1992. Paris: Edi­ti­ons Le Seuil).
Gro­upe µ. (1977). Rhéto­ri­que de la poésie. Brük­sel: Édi­ti­ons Comp­le­xe.
Gro­upe µ. (1992). Traité du signe vi­su­el. Pour une rhéto­ri­que de l’image. Paris: Édi­ti­ons Le Seuil.
Gro­upe µ. (2003). Fi­gu­ras, co­no­ci­mi­en­to, cul­tu­ra. En­sa­yos retóricos. México: Uni­ver­si­dad autónoma de México.
Ja­kob­son, R. (1963). Deux as­pects du lan­ga­ge et deux types d’ap­ha­sie. Es­sa­i­es de lin­gu­is­ti­qu­es générales. Paris: Mi­nu­it.
Klin­ken­berg, J. M. (2000). Précis de sémi­oti­que générale. Paris: Seuil.
Le Tu­to­ur, C. (1994). Par­co­urs Sémi­oti­que. Qu­ebec: Ep­re­uves.
Levin, S. R. (1962). Lin­gu­is­tic St­ruc­tu­res in Po­etry. The Hague: Mo­uton.
Me­za­il­le, T. (2005). L’analy­se d’ima­ges. L’exemp­le d’une pub­li­cité polémique. Texto !. Eri­şim ad­re­si www.​re­vue-te­x­to.​net
Pas­to­ure­au, M. ve Si­mon­net D. (2005). Le Petit livre des co­ule­urs. Paris: Pa­na­ma.
Re­gu­e­iro, M. (2008). Le Gro­upe µ. Qu­aran­te ans de rec­herc­he col­lec­ti­ve. Bel­çi­ka: l’Uni­ver­sité de Liège.
Sap­hi­ro, M. (1982). Style, Ar­tis­te et Société. Paris: Gal­li­mard.
So­nes­son, G. (1987). Notes sur la macc­hia de Kan­dinsky: le prob­le­me du lan­ga­ge plas­ti­que. Actes sémi­oti­qu­es, 44. Pres­ses Uni­ver­si­ta­ires de Li­mo­ges, 23-28.
So­nes­son, G. (2002). Au-delà du mon­ta­ge fil­mi­que – la rhéto­ri­que du ci­ne­ma. Visio, 7 (1-2). Québec, Ca­na­da: Uni­ver­sité de Laval.
To­do­rov, T. (1967). Littéra­tu­re et sig­ni­fi­ca­ti­on. Paris: La­ro­us­se.
<www.​mo­de­and­ro.​com> Eri­şim ta­ri­hi 14.10.2008.


Bu çalışmaya atıf yapmak için e-kaynakça


Yücel, Halime. Groupe µ (Edelin, Klinkenberg, Minguet). Türkiye Göstergebilim Çevresi. <https://turkgostergebilimi.com/groupe-%c2%b5-edelin-klinkenberg-minguet-prof-dr-halime-yucel/> … / … / … (erişim tarihi). 

 

Groupe µ (Edelin, Klinkenberg, Minguet)

Prof. Dr. Halime Yücel için
yorumlar kapalı
Paylaş
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.