Fransız Göstergebiliminde Yeni Açılımlar

Prof. Dr. Doğan Günay

 

ÖZET

Al­gir­das-Ju­li­en Gre­imas çev­re­sin­de ge­li­şip belli bir kim­lik ka­za­nan Paris Gös­ter­ge­bi­lim Okulu’nun ku­ra­mı­nı oluş­tur­ma ve yeni yak­la­şım­lar ge­tir­me sü­re­ci, Gre­imas’ın ölü­mün­den sonra da sür­mek­te­dir. Gü­nü­müz gös­ter­ge­bi­lim ku­ra­mı bir yan­dan daha önce ge­liş­ti­ri­len ku­ra­mı ge­liş­tir­me­yi sür­dü­rür­ken, diğer yan­dan da, ku­ra­mın ka­lı­cı­lı­ğı­nı ve tu­tar­lı­lı­ğı­nı ka­nıt­la­ma açı­sın­dan yeni alan­la­ra uy­gu­la­yıp, fark­lı du­rum­lar­da­ki du­ru­mu or­ta­ya ko­nul­ma­ya ça­lı­şıl­mak­ta­dır.

Bu ça­lış­ma­da Paris Gös­ter­ge­bi­lim Okulu’nun ku­ra­mı­nın önem­li bir çö­züm­le­me mo­de­li olan an­la­tı iz­len­ce­sin­de­ki ge­liş­me­ler de­ğer­len­di­ri­le­rek, ey­le­yen şe­ma­sı üze­rin­de­ki yeni yak­la­şım­lar tar­tı­şı­la­cak­tır. 2000’li yıl­lar­da gös­ter­ge­bi­lim­de­ki yeni yak­la­şım­lar ve özel­lik­le ey­le­yen şe­ma­sın­da­ki fark­lı­laş­ma­lar ele alı­na­cak­tır. Gre­imas’ın ku­ra­mı­nın önem­li sür­dü­rü­cü­le­rin­den Denis Bert­rand ve Ja­c­qu­es Fon­ta­nil­le gibi araş­tır­ma­cı­lar ey­le­yen şe­ma­sı­nı ye­ni­den ele alıp de­ğer­len­di­rir­ler ve bazı yeni yak­la­şım­lar or­ta­ya ko­yar­lar. Ça­lış­ma­mız­da ge­ti­ri­len bu yeni yak­la­şım­la­rın neler ol­du­ğu or­ta­ya ko­nu­la­cak­tır.

Anah­tar söz­cük­ler: Gre­imas son­ra­sı gös­ter­ge­bi­lim, ey­le­yen çiz­ge­si, an­la­tı iz­len­ce­si

SUM­MARY

The pro­cess of for­ming the the­ory of Paris Sc­ho­ol of Se­mi­otics, which de­ve­lo­ped and ga­ined a cer­ta­in iden­tity aro­und Al­gir­das-Ju­li­en Gre­imas, and brin­ging new app­ro­ac­hes to the the­ory is still con­ti­nu­ing even after his death. On the one hand, the the­ory of se­mi­otics today car­ri­es on ad­van­cing the the­ory de­ve­lo­ped be­fo­re; on the other hand, its app­li­ca­ti­ons in new areas are tried and its con­di­ti­ons in dif­fe­rent cir­cums­tan­ces are being put forth to jus­tify the per­ma­nen­ce and co­he­ren­ce of the the­ory.

In this par­ti­cu­lar study, by as­ses­sing the de­ve­lop­ments in the “nar­ra­ti­ve prog­ram”, which is con­si­de­red to be an im­por­tant model of analy­sis of the the­ory of Paris Sc­ho­ol of Se­mi­otics, we will try to dis­cuss the new app­ro­ac­hes in the “sc­he­ma ac­tan­ti­al”. We will deal with the new app­ro­ac­hes in se­mi­otics in 2000’s; par­ti­cu­larly, the chan­ges in the “sc­he­ma ac­tan­ti­al” The re­se­arc­hers like Denis Bert­rand and Ja­c­qu­es Fon­ta­nil­le, the im­por­tant ad­vo­ca­tes of Gre­imas’ the­ory, re-study and as­sess the “sc­he­ma ac­tan­ti­al” and put forth new app­ro­ac­hes. In our study, we will put forth these new app­ro­ac­hes.

Key words: Post-Gre­mi­as­si­en Se­mi­otics, sc­he­ma ac­tan­ti­al, nar­ra­ti­ve prog­ram

1. Genel Göz­lem­ler

Av­ru­pa kay­nak­lı gös­ter­ge­bi­lim, baş­lan­gı­cın­dan bu yana in­ce­le­me ko­nu­su ola­rak her zaman anlam ve an­lam­la­ma ol­gu­su­nu mer­ke­ze al­mış­tır. Al­gir­das-Ju­li­en Gre­imas çev­re­sin­de ge­li­şen ve Paris Gös­ter­ge­bi­lim Okulu ola­rak ad­lan­dı­rı­lan bu yak­la­şım, alt­mış­lı yıl­lar­dan bu yana sü­rek­li ken­di­ni ye­ni­le­ye­rek gü­nü­müz­de var­lı­ğı­nı hâlâ sür­dür­mek­te­dir. Gre­imas’ın ta­nı­mı ile “moda” ya da de­ne­me ola­rak baş­la­yan gös­ter­ge­bi­lim, kırk yılı aşan bir süre için­de­ki bi­ri­kim­le­ri so­nu­cun­da bugün dün­ya­nın fark­lı üni­ver­si­te­le­rin­de “bölüm” du­ru­mu­na ge­le­bil­miş­tir. El­bet­te 60’lar­da­ki gös­ter­ge­bi­lim ku­ra­mı ile bu­gün­kü gös­ter­ge­bi­lim ku­ra­mı ara­sın­da fark­lı­lık ol­ma­sı ka­çı­nıl­maz­dır. Bu kırk yıl için­de ge­çir­di­ği de­ği­şi­mi ay­rın­tı­lı ola­rak an­lat­mak bu ya­zı­nın amaç­la­rı ara­sın­da de­ğil­dir. Ancak bazı de­ği­şim­le­rin ir­de­len­me­si ve ya­pı­lan bu de­ği­şik­lik­le­rin ge­rek­li­li­ği sor­gu­la­na­cak­tır.

Gös­ter­ge­bi­li­min, bugün ulaş­tı­ğı son aşama ba­kı­mın­dan, dil­sel ya da dil­dı­şı her türlü an­lam­lı ya­pı­yı en yet­kin dü­zey­de çö­züm­le­ye­bi­lecek du­rum­da­dır. Kuram sü­rek­li ken­di­ni ye­ni­le­ye­rek var­lı­ğı­nı sür­dür­mek­te­dir. De­ği­şik­lik­ler­le il­gi­li ola­rak ya­pı­lan açık­la­ma­lar­da ise, ge­liş­ti­ri­len ku­ra­mın yal­nız­ca an­la­tı­la­rı değil, her tür­den insan ile­ti­şi­min­de­ki yak­la­şım­la­rı da çö­züm­le­ye­bi­lecek du­ru­ma ge­ti­ril­me­si ola­rak be­lir­ti­lir. El­bet­te bu de­ği­şim­den söz eder­ken, kuram her ba­kım­dan bü­tü­nüy­le de­ğiş­ti­ril­di gibi bir an­la­mın çı­ka­rıl­ma­sı doğru olmaz. Ör­ne­ğin Gre­imas’ın ku­ra­mın­da ge­liş­ti­ri­len üç aşa­ma­lı çö­züm­le­me dü­ze­yi (be­tim­le­me, an­la­tı­sal ve iz­lek­çi) ile, yü­zey­sel ya­pı­dan derin ya­pı­ya doğru bir in­ce­le­me sü­re­ci öne­ri­le­rek, an­lam­la il­gi­li her türlü bil­gi­ye ula­şı­la­bi­le­ce­ği sav­la­nı­lır. Bugün de bu yak­la­şım ge­çer­li­li­ği­ni korur.

Av­ru­pa kay­nak­lı gös­ter­ge­bi­lim te­mel­de an­la­tı­sal­lık üze­ri­ne ku­rul­muş­tur. Bu du­ru­mu belki gös­ter­ge­bi­li­min do­ğu­şu­na bağ­la­mak ye­rin­de olur. Önce söz­cük­le­rin, sonra da tüm­ce­le­rin an­la­mıy­la uğ­ra­şan Gre­imas ve çev­re­si, an­lam­lı bü­tün­lük­le­ri çö­züm­le­me­de tüm­ce­yi çö­züm­le­mek ye­ter­li ol­ma­dı­ğın­dan, ‘tüm­ce­öte­si’ (fr. transph­ras­ti­que) ya­pı­la­rın an­lam­la­rı­nı da çö­züm­le­me­ye gi­ri­şir­ler. Ele alı­nıp in­ce­le­nen ilk me­tin­ler de an­la­tı­sal ör­nek­ler olun­ca doğal ola­rak ey­le­me da­ya­lı ya­pı­la­rın çö­züm­len­me­si öne çıkar.

Bu­ra­da bir ay­rın­tı­yı be­lirt­mek ge­re­ki­yor: Gre­imas’ın öner­di­ği üç aşa­ma­lı çö­züm­le­me dü­ze­yi­nin bi­rin­ci ve üçün­cü aşa­ma­sı her türlü ya­pı­la­ra uy­gu­la­na­bi­lir. Bir söy­lem için ol­du­ğu kadar müzik ya da fel­se­fi bir yazı için de ge­çer­li bir yak­la­şım­dır. İkinci aşama ise daha çok an­lat­ma­ya da­ya­lı ile­ti­şim­sel ya­pı­la­ra uy­gu­la­na­bi­len aşa­ma­dır. Yani özel­lik­le bir kur­ma­ca ya­pı­yı içe­ren bil­di­ri­ler için üç aşa­ma­lı bir çö­züm­le­me dü­ze­yi ge­rek­li iken, için­de olay­lar di­zi­si­nin ol­ma­dı­ğı bir bil­di­ri için iki aşa­ma­lı bir çö­züm­le­me bi­çi­mi iz­len­me­si ge­rek­li­dir. Ama akla gelen bir so­ru­yu biz de so­ra­lım: Her an­la­tım­da az ya da çok bir an­la­tı­sal boyut yok mudur?

1960-70 yıl­la­rı ara­sın­da, kuram, ha­re­ket ha­lin­de­ki öz­ne­le­rin söy­lem­le­ri­ni çö­züm­le­me­ye yö­ne­lik­tir. Biraz da Propp’un et­ki­si­ne bağlı ola­rak, an­la­tı­da­ki bir du­rum­dan kay­nak­la­nıp bir başka du­ru­ma varan ey­lem­le­rin üre­ti­liş sü­re­ciy­le, ye­te­rin­ce il­gi­le­ni­lir. Bu açı­dan an­la­tı gös­ter­ge­bi­li­mi bir eylem ku­ra­mı bi­çi­min­de ge­li­şir. Yal­nız­ca ey­lem­le­ri çö­züm­le­me­ye yö­ne­lik bir gös­ter­ge­bi­li­min sı­nır­lı bir çer­çe­ve­yi be­lir­te­ce­ği de açık­tır.

80’ler­den iti­ba­ren bir du­rum­dan kay­nak­la­nıp bir başka du­ru­ma dö­nü­şen her türlü tutku ile, bi­lin­mez­lik­ten bi­li­nen bir du­ru­ma dö­nü­şen her türlü bi­liş­sel­lik in­ce­le­me ko­nu­su için­de yer alır. Bu ko­nu­da­ki yeni açı­lım­lar so­nu­cu, söy­lem üze­ri­ne ku­ru­lan bir gös­ter­ge­bi­lim, söy­le­min en temel bo­yut­la­rı­nı be­lir­ten üç ke­si­te ay­rı­lan bir çö­züm­le­me dü­ze­yi­ni ge­ti­rir (Bert­rand, 2000:188): edim­bi­lim, bi­liş­sel­lik ve du­yum­bi­rim (fr. pathémique). Her türlü an­lam­lı ya­pı­da bu üç kat­man, hem tek tek in­ce­le­ne­bi­lir hem de bir arada tek bir yapı oluş­tu­ra­bi­lir. İle­ti­şim­de kul­la­nı­lan her türlü dil­sel ya da dil­dı­şı an­la­tım­lar bu üç aşama bağ­la­mın­da ele alın­ma­lı­dır.

Edim­bi­lim­sel boyut, kah­ra­man­la­rın ve nes­ne­le­rin ser­gi­len­di­ği ve iliş­ki­len­di­ril­di­ği eylem gös­ter­ge­bi­li­mi­ni be­lir­tir. Gizli ha­zi­ne, ka­çı­rı­lan pren­ses, kur­ta­rı­la­cak ülke, ha­in­ler, vb. edim­bi­lim­sel bo­yut­ta var­lık bulur.

Daha önce Gre­imas’ın ge­liş­tir­di­ği ey­le­me da­ya­lı üçlü yapı, bu yeni sı­nıf­la­ma için­de edim­bi­lim­sel bo­yut­ta yer alır. Ama diğer bo­yut­lar­la da il­gi­li yan­la­rı var­dır. Ör­ne­ğin gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen bi­liş­sel­lik­le de du­yum­bi­rim­sel bo­yut­la da il­gi­li­dir. An­la­tı­da­ki ey­le­yen­le­rin ey­lem­le­ri edim­bi­lim­sel bo­yu­tu il­gi­len­di­rir­ken, öz­ne­nin nes­ne­si ile il­gi­li bil­gi­len­me is­te­ği bi­liş­sel bo­yu­tu il­gi­len­di­rir. Ör­nek­le­ri art­tır­mak ola­sı­dır.

Bi­liş­sel boyut, bilme du­ru­mu ile il­gi­li an­la­tı­sal yanı ele alır. Bi­liş­sel­lik bir çok açı­dan edim­sel­lik yanı da içe­rir. Öz­ne­nin bilme edim­le­ri­ni ve doğ­ru­la­ma ulam­la­rı­nı ele almak bi­liş­sel­lik bağ­la­mın­da ger­çek­le­şe­cek­tir. Bir an­la­tı­da iki kah­ra­man, ça­tış­ma­nın kay­na­ğı olan değer nesne ya da başka ko­nu­lar­la il­gi­li aynı dü­zey­de bil­gi­ye sahip de­ğil­dir. Ey­le­yen çi­zel­ge­sin­de­ki öz­ne­nin nes­ne­siy­le il­gi­li bil­gi­len­me is­te­ğin­den başka; an­la­tı­da­ki sır, gizem, ya­nıl­ma, yalan, ger­çek du­rum­la­rı bi­liş­sel bo­yut­la il­gi­li çö­züm­le­me­ler­de or­ta­ya konur.

Fon­ta­nil­le, 80’ler­den son­ra­ki gös­ter­ge­bi­li­min değer yar­gı­sı bi­li­mi­ne (fr. axi­olo­gie), yani söy­lem­de­ki de­ğer­le­ri çö­züm­le­me yön­te­mi­ne dö­nüş­tü­ğü­nü be­lir­tir (Fon­ta­nil­le, 1999:8). Söy­lem­ler du­yar­lı­lık, al­gı­la­ma, bi­liş­sel­lik, etik, gü­zel­du­yu gibi fark­lı değer öğ­re­ti­si açı­sın­dan ele alı­nır. Bu ne­den­le Fon­ta­nil­le’ye göre gü­nü­müz gös­ter­ge­bi­li­mi yavaş yavaş söy­lem­de­ki de­ğer­le­rin de­ği­şim­le­ri­ni in­ce­le­yen bir ku­ra­ma doğru yö­ne­li­yor (Fon­ta­nil­le, 1999:8). Söy­lem­de­ki değer yar­gı­sı ile il­gi­li ola­rak, in­ce­le­nen bü­tün­ce­de­ki de­ğer­le­rin kul­la­nıl­ma du­ru­mu ve ko­şul­la­rı, olu­şum sü­reç­le­ri, de­ğer­le­rin el de­ğiş­tir­me­si ve zarar gör­me­si, de­ğer­le­rin söz­ce­lem­sel ve tut­ku­sal so­rum­lu­lu­ğu­nu alma gibi ko­nu­lar in­ce­le­me alanı için­de gö­rü­lür.

Gre­imas’ın son in­ce­le­me­le­rin­de ele al­dı­ğı söy­le­min tutku bo­yu­tu yeni ku­ram­cı­lar ta­ra­fın­dan da geniş bi­çim­de ele alı­nır. Her tür­den esen­lik­li (fr. eup­ho­ri­que) ya da esen­lik­siz (fr. dysp­ho­ri­que) insan duy­gu­su, ku­ra­mın du­yum­bi­rim­sel düz­le­min­de çö­züm­le­nir. Bu çö­züm­le­me aşa­ma­sın­da, an­la­tı­da­ki kah­ra­man­la­rın ruh du­rum­la­rı, tut­ku­la­rı ve coş­ku­la­rı gibi yan­lar ele alı­nır. Tutku baş­lı­ğı al­tın­da in­ce­le­nen, in­sa­nın ruh­sal ya­nıy­la il­gi­li duygu, he­ye­can, öfke, coşku, kız­gın­lık, üzün­tü, se­vinç gibi her türlü duy­gu­la­nım (fr. thy­mi­que) bo­yu­tu ile il­gi­li ruh­sal yan­dır. Bu an­lam­da fark­lı dav­ra­nış bi­çim­le­ri de in­ce­le­me ko­nu­su ol­ma­ya baş­lar. Ör­ne­ğin tut­ku­ya yö­ne­lin­di­ği öl­çü­de, ruh­çö­züm­le­me ve bi­liş­sel bi­lim­ler de, gös­ter­ge­bi­li­min ilgi ala­nı­na gir­me­ye baş­la­mış­tır. Du­yum­bi­rim­sel boyut tutku gös­ter­ge­bi­li­mi­nin ko­nu­su­nu oluş­tu­rur. Fon­ta­nil­le, son ça­lış­ma­la­rın­da; tutku gös­ter­ge­bi­li­mi, eylem gös­ter­ge­bi­li­mi ve bi­liş­sel gös­ter­ge­bi­lim­le il­gi­li ola­rak hem genel hem de kar­şı­laş­tır­ma­lı bir bi­re­şi­me ulaş­ma­yı dener1.

2. Gre­imas’ın Gös­ter­ge­bi­lim Mo­de­lin­de­ki Yeni Ge­liş­me­ler

Gre­imas’ın ge­liş­tir­di­ği üç aşa­ma­lı yön­te­mi kı­sa­ca ta­nıt­mak ge­re­kir­se; yü­zey­sel be­tim­le­me­den, an­la­mın en soyut aşa­ma­sı olan gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­ge­ne giden bir çö­züm­le­me sü­re­ci­nin var­lı­ğın­dan söz edi­le­bi­lir (Gre­imas, Courtès, 1979:339). İlk düzey olan be­tim­le­me aşa­ma­sın­da in­ce­le­me­de kul­la­nı­la­cak bü­tün­ce söz­ce­le­me, kişi, ey­lem­ler, uzam ve zaman açı­sın­dan ele alı­nır. Bu dü­ze­yin tek ba­şı­na bir iş­le­vi yok­tur, daha son­ra­ki iki aşama, bü­tün­ce­nin daha ay­rın­tı­lı ta­nın­ma­sıy­la il­gi­li­dir.

İkinci aşama an­la­tı dü­ze­yi­dir. Emile Ben­ve­nis­te’in ge­liş­tir­di­ği söy­lem/an­la­tı ay­rı­mın­dan yola çı­kı­la­rak, an­la­tı­nın kur­ma­ca yapı ol­ma­sıy­la il­gi­li her türlü çö­züm­le­me­nin ya­pıl­dı­ğı aşa­ma­dır. Bu aşa­ma­da an­la­tı­nın ey­le­yen­le­ri (fr. ac­tant) ve eden­le­ri (fr. ac­te­ur), eylem alan­la­rı, ey­le­yen­ler ara­sın­da­ki iliş­ki­ler, ey­lem­ler di­zi­si, an­la­tı iz­len­ce­si, an­la­tı­nın ke­sit­le­ri ve ara­la­rın­da­ki iliş­ki­ler, yer ve uza­mın an­la­tı­da­ki iş­lev­le­ri gibi an­la­tı ile il­gi­li her türlü du­ru­mun ay­rın­tı­lı ola­rak alın­ma­sı­nı ge­rek­ti­ren bir bö­lüm­dür.

Son aşama ise gös­ter­ge­bi­lim­sel çö­züm­le­me­nin en soyut ama en ge­rek­li aşa­ma­sı olan iz­lek­sel çö­züm­le­me aşa­ma­sı­dır. Bu­ra­da yü­zey­sel ya­pı­da bu­lu­nan her öge­nin derin ya­pı­da in­ce­le­nen bü­tün­ce­de nasıl or­ta­ya çık­tı­ğı sor­gu­la­na­rak, an­la­mın olu­şu­mu, oluş­tu­ru­cu öğe­le­ri ve an­lam­sal yer­deş­lik­ler sap­ta­nır. İnce­le­nen bil­di­ri­de­ki anlam sağ­la­yan tüm ya­pı­lar ve hangi ba­kım­lar­dan ne tür­den iliş­ki için­de ol­duk­la­rı bu dü­zey­de or­ta­ya ko­nu­lur. Gü­nü­müz Paris gös­ter­ge­bi­lim okulu ku­ram­cı­la­rı çö­züm­le­me­nin ikin­ci aşa­ma­sı dü­ze­yin­de (ey­le­yen çi­zel­ge­sin­de ve çö­züm­le­me­nin bazı başka aşa­ma­la­rın­da) bazı açı­lım­lar­da bu­lu­nur­lar. Bu de­ği­şik­lik­le­rin ger­çek­çi ne­den­le­ri­nin ol­du­ğu an­la­şı­la­bi­lir. Ör­ne­ğin Fon­ta­nil­le’ye göre, Gre­imas’ın üçlü çö­züm­le­me bi­çi­min­de kul­la­nı­lan gös­ter­ge­bi­lim­sel dört­gen, an­la­tı­sal­lık ve üre­ti­ci süreç (fr. par­co­urs génératif) kav­ram­la­rı söy­lem çö­züm­le­me­sin­de ye­ter­siz ka­la­ca­ğın­dan, ye­ni­den ta­nım­lan­ma­lı­dır (Fon­ta­nil­le, 1999:2-4). Bu de­ği­şik­li­ğe neden ola­rak da Fon­ta­nil­le, Gre­imas’ın ge­liş­tir­di­ği ku­ra­mın, an­la­tı gös­ter­ge­bi­li­mi açı­sın­dan uygun olsa da, söy­lem gös­ter­ge­bi­li­mi açı­sın­dan bazı ek­sik­lik­le­ri­nin ola­ca­ğı­nı be­lir­tir. Yani ge­liş­ti­ri­len gös­ter­ge­bi­lim ku­ra­mı yal­nız­ca an­la­tı­sal ya­pı­la­ra değil, her türlü anlam sağ­la­yı­cı ya­pı­la­rın çö­züm­len­me­sin­de kul­la­nı­la­bil­me­li­dir.

Üç dü­zey­de dil­sel ve dil­dı­şı ya­pı­la­rı çö­züm­le­me­yi amaç­la­yan bu­gün­kü gös­ter­ge­bi­lim, anlam ve an­lam­lan­dır­ma­yı yad­sı­maz, ancak ala­nı­nın ge­niş­le­di­ği­ni söy­le­ye­bi­li­riz. Bu­gün­kü çö­züm­le­me­de an­la­tı kadar söy­lem de in­ce­le­me alanı içine girer. Gü­nü­müz­de­ki an­la­tı­sal­lı­ğa da­ya­lı gös­ter­ge­bi­lim ku­ra­mı, tek bir an­la­tı ala­nı­nı kap­sa­mak­tan öte, söy­le­min genel ku­ra­mı için ola­bi­lecek bir model ola­rak su­nu­lur. Gre­imas son­ra­sı ya da yeni Gre­imas­çı­lar gibi ad­lar­la anıl­ma­ya baş­la­nan gü­nü­müz Paris Gös­ter­ge­bi­lim Okulu ku­ram­cı­la­rın­dan Ja­c­qu­es Fon­ta­nil­le’ye göre, gü­nü­müz gös­ter­ge­bi­li­mi söy­lem in­ce­le­me­si­ne doğru ge­liş­miş­tir (Fon­ta­nil­le, 1998:10; Fon­ta­nil­le, 1999:2). Daha önce sözü edi­len üç düzey (edim­bi­lim, bi­liş­sel­lik ve du­yum­bi­rim) de söy­lem­le il­gi­li bir yak­la­şım­dan yola çı­kı­la­rak gös­ter­ge­bi­lim ala­nı­na ka­tı­lır. Ge­liş­tir­di­ği çö­züm­le­me ku­ra­mın­da söy­lem gös­ter­ge­bi­li­mi, daha önce Gre­imas’ın öne çı­kar­dı­ğı bazı du­rum­la­rın var­lı­ğı­nı sor­gu­lar ya da ye­ni­le­riy­le de­ğiş­ti­rir. Ör­ne­ğin Fon­ta­nil­le; sim­ge­sel kav­ram ye­ri­ne to­po­lo­jik2 ta­sa­rım, bi­çim­sel­leş­tir­me (fr. for­ma­li­sa­ti­on) ye­ri­ne çiz­ge­sel­leş­tir­me (fr. schéma­ti­sa­ti­on), küçük dü­zey­de çö­züm­le­me (fr. mic­ro-analy­se) ye­ri­ne geniş açı­dan çö­züm­le­me (fr. mac­ro-analy­se), nok­ta­sal olmak ye­ri­ne tümü kap­sa­yı­cı bir yak­la­şım ge­ti­rir (Fon­ta­nil­le, 1998:11, 23, 24). Ona göre söy­lem gös­ter­ge­bi­li­mi, in­sa­na ait anlam oluş­tu­ran her tür­den sözel ya da sözel ol­ma­yan an­la­tım bi­çim­le­ri­nin kul­la­nım ko­şul­la­rı­nı or­ta­ya koy­ma­yı amaç­lar (Fon­ta­nil­le, 1999:7). Daha önce Gre­imas’ın yap­tı­ğı gibi ak­ta­rı­lan bir söy­lem için­de­ki an­lam­la­ma­yı göz­lem­le­mek ye­ri­ne, bu an­lam­la­ma­nın söy­lem­de olu­şum bi­çi­mi­ni or­ta­ya koy­ma­ya ve onu üre­ten iş­lem­le­ri açık­la­ma­ya ça­lı­şır. Kı­sa­ca ka­pa­lı ve bit­miş hal­de­ki bir an­la­tı ye­ri­ne, edim ha­lin­de­ki, yani olu­şum sü­re­cin­de­ki bir söy­lem in­ce­le­me­si mer­ke­ze yer­leş­ti­ri­lir. Gös­ter­ge­bi­li­min söy­le­me doğru yö­nel­me­si yal­nız­ca Fon­ta­nil­le’in bir eği­li­mi de­ğil­dir. Ör­ne­ğin aynı konu Je­an-Cla­ude Co­qu­et, Jo­seph Courtès, Ja­c­qu­es Géni­nes­ca, Fran­ço­is Ras­ti­er, Denis Bert­rand ve Cla­ude Zil­ber­berg gibi gös­ter­ge­bi­lim­ci­ler ta­ra­fın­dan da be­lir­ti­lir.

2. 1. Ey­le­yen Çi­zel­ge­si

Ko­nu­mu­zu il­gi­len­di­ren Gre­imas’ın yak­la­şı­mın­da­ki ikin­ci çö­züm­le­me dü­ze­yi­ni ye­ni­den ele ala­lım. Bu aşama daha önce de söy­len­di­ği gibi, bir­bi­riy­le ilin­ti­li bir­den çok ola­yın bir arada bu­lun­ma­sı­dır. Ey­le­yen çiz­ge­si aynı za­man­da bu sü­reç­de­ki her türlü an­la­tı­sal ya­pı­la­rın or­ta­ya ko­nul­du­ğu bir aşa­ma­dır.

Gre­imas bir kur­ma­ca ya­pı­da­ki ey­le­yen­le­rin iş­lev­le­ri­ni ve eylem alan­la­rı­nı be­lir­le­ye­rek ara­la­rın­da­ki iliş­ki­le­ri de ay­rın­tı­lı ola­rak or­ta­ya koyar. An­la­tı­sal ya­pı­da ki­şi­ler yap­tık­la­rı iş­lev­le­re bağlı ola­rak ta­nım­la­na­rak ey­le­yen ola­rak ad­lan­dı­rı­lır. Ey­le­yen­le­rin kim­li­ği de, an­la­tı bo­yun­ca ken­di­ne ait kı­sım­lar­da rol­le­rin ve iz­le­rin bir araya ge­ti­ril­me­si ile oluş­tu­ru­lur. Bu du­rum­da bir ad ve kim­lik ola­rak çok sa­yı­da an­la­tı ki­şi­si ol­ma­sı­na kar­şın, iş­lev­le­ri açı­sın­dan altı ey­le­ye­nin ol­du­ğu Gre­imas ta­ra­fın­dan or­ta­ya ko­nu­lur. Bun­lar gön­de­ren-gön­de­ri­len, öz­ne-nes­ne ve yar­dım­cı-en­gel­le­yi­ci ikili ya­pı­la­rı­dır. Bu ikili ya­pı­lar bir­bi­riy­le çift yanlı iliş­ki için­de­dir. Tek fark­lı­lık gön­de­ren ile gön­de­ri­len ara­sın­da­dır. Bu iki ey­le­yen ara­sın­da­ki iliş­ki tek yan­lı­dır (Courtès, 1991:99). Yani gön­de­ri­len, gön­de­re­ni ön­var­sa­yar ama tersi ge­çer­li de­ğil­dir.

Bir ey­le­yen ola­rak gön­de­ren, özne üze­rin­de ege­men­li­ği olan, onu yön­len­dir­me gücü olan bir iş­le­vin adı­dır. Bazı de­ğer­le­re sahip ya da bazı de­ğer­le­rin el de­ğiş­tir­me­si­ni is­te­yen bir ey­le­yen­dir. Bu de­ğer­le­ri ey­le­yen-nes­ne yar­dı­mı ile gön­de­ri­le­ne ilet­me­yi amaç­la­mak­ta­dır. Kı­sa­ca gös­ter­ge­bi­lim­sel çö­züm­le­me­de iki temel dö­nü­şüm var­dır (Fon­ta­nil­le, 1998:156): Bi­rin­ci­si; ile­ti­şim ek­se­ni ola­rak ta­nım­la­nan, gön­de­ren-nes­ne-gön­de­ri­len ara­sın­da bir et­ki­le­şim söz ko­nu­su olup bu üç ey­le­yen ile­ti­şim ula­mı­nı oluş­tu­rur. Bu bo­yut­ta gön­de­ren ta­ra­fın­dan bir değer öz­ne­ye öne­ri­lir, bu değer or­ta­ya çı­ka­rı­lır ve bu de­ğe­rin el de­ğiş­tir­me­si is­te­nir. Diğer yan­dan özne ise, gön­de­ren ta­ra­fın­dan be­lir­ti­len nes­ne­ye sahip olma gö­re­vi­ni üst­le­nen bir ey­le­yen­dir. Yani özne ile değer nesne ara­sın­da­ki iliş­ki istek ve ara­yış (fr. quête) ula­mı­nı oluş­tu­rur. Bu bo­yut­ta özne ta­ra­fın­dan ara­nan ve ken­di­ne mal edil­me­ye ça­lı­şı­lan değer nesne so­mut­la­şır. Gö­rül­dü­ğü gibi nesne her iki dö­nü­şüm­de de yer alır (Klin­ken­berg, 2000:184). Bu da, nes­ne­nin eylem gös­ter­ge­bi­li­min­de­ki ye­ri­ni gös­te­rir. Her şey nes­ne­nin el de­ğiş­tir­me­si üze­ri­ne ku­rul­muş­tur.

Gre­imas’ın ge­liş­tir­di­ği ve çö­züm­le­me­nin ikin­ci aşa­ma­sın­da kul­la­nı­lan ey­le­yen çi­zel­ge­si­nin olu­şu­mun­da, So­uri­au ve Propp’un ey­le­yen ör­nek­çe­le­ri ile Cla­ude Lévi-St­ra­uss’un kar­şıt­lık­lar il­ke­si önem­li bir yer tutar. Gre­imas’ın ey­le­yen çi­zel­ge­si şöy­ley­di:

Çizge 1. Greimas’ın eyleyen çizgesi örnekçesi

Bertrand eyleyen çizelgesinin Greimas’ın önerdiği biçiminin yalnızca anlatıların göndergesi ile ilgili olduğunu söyler (Bertrand, 2000:182). Yani ona göre eyleyen çizelgesi bu şekliyle göndergenin anlatı evrenindeki karşıtlıklarını belirten bir durumdur. Bu durumdan kurtarmak için de üç ilişki düzeyine indirilmiş bir örnekçe geliştirir (Bertrand, 2000:182): Öznenin konumu (öznenin, değer haline getirilmiş nesneleriyle ilişkisi), gönderenin konumu (el değiştirecek değerlere göre bir görevin verildiği ya da bu değerlerin el değiştirmesine göre belli bir yaptırımın uygulandığı özne ile gönderen arasındaki ilişki) ve son olarak da nesnenin konumu (gönderen ile özne arasındaki ilişkinin temelini oluşturur). Bu açıklamadan da anlaşılacağı üzere, altı eyleyenli çizelge, günümüzde dört eyleyene düşmüş görünmektedir.

Anlatıda iki ayrı özneye bağlı olarak iki farklı anlatı izlencesinin olacağı görüşünden yola çıkılarak, engelleyici kavramının, gerçekte ikinci anlatı izlencesinin öznesi (birincisine göre de karşı özne) olduğu ortaya konulur. Engelleyici yerine geçen karşı özne kavramını Greimas da kullanır. Yine kiplikler kuramındaki gelişmelere bağlı olarak, yardımcı denilen eyleyenin işlevinin kipliklerle anlatılabileceği ortaya konulur. Yardımcı denilen eyleyenin bir açıdan öznenin yetileri olarak tanımlanabileceği öngörülür. Bertrand’a göre yardımcı-eyleyenin rolünü bütünüyle gönderen üstlenir. Bu konuda, “yardımcı ve engelleyici, eyleyen çizelgesinden çıkarılmış olur. Birincisi, anlatı içinde bulunduğu kısımlarda öznenin eylemini yapması konusunda yardım eden gönderenin eylem alanı içinde yer alır. İkincisi ise, karşı öznenin eylem alanı içinde bulunur” (Bertrand, 2000:183) der. Bugünlerdeki çalışmalarda ise gönderen eyleyeninin bir çok eylemi ve işlevi üstlendiğini görüyoruz. Örneğin gönderenin teşviki bir anlamda özneye yardımcı konumdadır. Bugün kullanılan eyleyen çizelgesi şu şekle gelmiştir:

Çizge 2. Gü­nü­müz­de kul­la­nıl­ma­ya baş­la­nan ey­le­yen çiz­ge­si ör­nek­çe­siÖz­ne­nin bir değer nesne ile il­gi­li ola­rak bir başka an­la­tı ki­şi­si ile ça­tış­ma için­de ol­ma­sı, aynı an­la­tı­nın en azın­dan bu iki ki­şi­ye göre çö­züm­le­ne­bi­le­ce­ği­ni gös­te­rir. An­la­tı­nın iki ayrı öz­ne­ye göre an­la­tı­la­bil­me­si ve buna bağlı ola­rak da iki fark­lı an­la­tı iz­len­ce­si­nin aynı an­la­tı için oluş­tu­ru­la­bil­me­si, çö­züm­le­me­ye ol­duk­ça geniş bir açı­lım ge­ti­rir. Bunun so­nu­cu ola­rak da her an­la­tı­da en az iki ayrı öz­ne­ye bağlı ola­rak an­la­tı ola­bi­lecek ve her özne için altı ey­le­yen ayrı ayrı oluş­tu­ru­la­bi­le­cek­tir. Temel an­la­tı iz­len­ce­si­nin ey­le­yen­le­ri gibi karşı an­la­tı iz­len­ce­si­nin de ken­di­ne ait ey­le­yen­le­ri ola­cak­tır. Yani bir tek an­la­tı­da en az iki gön­de­ren, iki gön­de­ri­len, iki özne, iki yar­dım­cı ve iki fark­lı en­gel­le­yi­ci bu­lu­na­bi­le­cek­tir. Bu iki an­la­tı iz­len­ce­sin­de tek bir ey­le­yen or­tak­tır. Değer nesne. Bazı ey­le­yen­le­rin ise, iş­lev­le­ri de­ğiş­miş olur.
(: An­la­tı iz­len­ce­si, kt Aİ: karşı an­la­tı iz­len­ce­si, Gn: Gön­de­ren, kt Gn: Karşı gön­de­ren, Gln: Gön­de­ri­len, kt Gln: Karşı gön­de­ri­len, Ö: Özne, kt Ö: karşı özne, N: Nesne, kN: Kip­sel nesne, dN: Değer nesne, Yrd: Yar­dım­cı, kt Yrd: Karşı yar­dım­cı, Eng: En­gel­le­yi­ci, kt Eng: Karşı en­gel­le­yi­ci)
Tab­lo1. An­la­tı iz­len­ce­si ve karşı an­la­tı iz­len­ce­sin­de­ki ey­le­yen­le­rin ko­num­la­rıGre­imas’ın ge­liş­tir­di­ği kip­sel nes­ne-de­ğer nesne ay­rı­mı­nı göz önün­de bu­lun­dur­du­ğu­muz­da, kip­sel nesne ola­rak her ey­le­yen-öz­ne­nin sahip ol­du­ğu kip­lik­le­ri fark­lı­dır. Özne, değer nes­ne­ye sahip olmak için ken­di­sin­de dört kip­sel nes­ne­sin bu­lun­dur­ma­sı ge­re­kir­ken, karşı özne de, değer nes­ne­yi elin­den ka­çır­ma­mak için kip­sel nes­ne­le­re sahip olmak zo­run­da­dır.Özne ve karşı öz­ne­nin ey­le­yen­le­ri ara­sın­da, her iki öz­ne­nin il­gi­len­di­ği ve her iki an­la­tı iz­len­ce­sin­de ortak olan tek ey­le­yen değer nes­ne­dir. Zaten ça­tış­ma da bu nes­ne­sin el de­ğiş­tir­me­sin­den kay­nak­lan­mak­ta­dır. Ger­çek­te özne ve karşı özne aynı eylem ala­nın­da, ge­liş­tir­dik­le­ri ka­nıt­lar­la değer nesne ko­nu­sun­da ça­tış­ma için­de­dir.Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da ise her iki an­la­tı iz­len­ce­si­nin gön­de­re­ni kendi öz­ne­si­ni yar­gı­la­ya­cak­tır. Yani aynı an­la­tı­da iki an­la­tı iz­len­ce­si­ne bağlı ola­rak, her ey­lem­den iki tane ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir.An­la­tı iz­len­ce­si ve ey­le­yen çi­zel­ge­si ile il­gi­li de­ği­şim bun­lar­la da sı­nır­lı de­ğil­dir. Daha önce Courtès (1991:83) ta­ra­fın­dan ele alı­nan an­la­tı iz­len­ce­si­ni, temel an­la­tı iz­len­ce­si (fr. prog­ram­me nar­ra­tif de base) ve kul­la­nım­da­ki an­la­tı iz­len­ce­si (fr. prog­ram­me nar­ra­tif d’usage) ola­rak aşa­ma­lan­dır­ma du­ru­mu­nu Bert­rand (2000:184) da ele alır. Her iki araş­tır­ma­cı­nın be­lirt­ti­ği gibi, kul­la­nım­da­ki iz­len­ce­nin son­lan­ma­sı temel iz­len­ce­nin ger­çek­leş­me­si için zo­run­lu­dur.Bir bü­tün­ce­de­ki an­la­tı iz­len­ce­si­nin sa­yı­sı ko­nu­sun­da gü­nü­müz­de daha esnek bir yapı ge­liş­miş­tir. Ör­ne­ğin Courtès’e göre, aynı an­la­tı için­de bir­den çok an­la­tı iz­len­ce­si oluş­tu­ru­la­bi­lir (1995:50). Bu hem özne ve karşı öz­ne­nin eylem alan­la­rı­na göre oluş­tu­ru­lan an­la­tı iz­len­ce­le­ri, hem de temel ve kul­la­nım­da­ki an­la­tı iz­len­ce­le­ri bağ­la­mın­da dü­şü­nül­me­li­dir.Yeni Gre­imas­çı­la­rın ey­lem­le­ri çö­züm­le­me­ye yö­ne­lik ola­rak ge­liş­ti­ri­len ey­le­yen­ler arası ile­ti­şi­mi çi­zel­ge­si­ni de ye­ni­den ta­nım­lan­dı­ğı­nı gö­rü­yo­ruz. Ör­ne­ğin Gre­imas ta­ra­fın­dan ge­liş­ti­ri­len an­la­tı iz­len­ce­si­nin dört aşa­ma­sı kı­sa­ca şöyle idi:

Çizge 3. Gre­imas ta­ra­fın­dan ge­liş­ti­ri­len an­la­tı iz­len­ce­si­nin ev­re­le­ri

Bu aşa­ma­lar, gön­de­re­nin iş­le­vi­nin ye­ni­den ta­nım­lan­ma­sı ve öz­ne­nin an­la­tı­da­ki tu­tu­mu açı­sın­dan ön­ce­lik­le öz­ne-nes­ne ara­sın­da­ki iliş­ki tek bir aşama ola­rak de­ğer­len­di­ri­lir. Bert­rand, özel­lik­le din­sel me­tin­ler göz önün­de bu­lun­du­rul­du­ğun­da te­mel­de üç aşa­ma­lı bir ya­pı­nın (ey­le­tim, eylem ve yap­tı­rım) ol­du­ğu­nu be­lir­tir. Bu ya­pı­yı üç aşa­ma­ya in­dir­me­mek doğru mu? Bizce Gre­imas’ın öner­di­ği yak­la­şım daha doğ­ru­dur. Her ne kadar edinç aşa­ma­sı an­la­tı­lar­da ve söy­lem­ler­de çok be­lir­gin ola­rak yü­zey­sel ya­pı­da gö­rün­me­se de, özne bu aşa­ma­da kendi du­ru­mu­nu de­ğer­len­di­recek ve bu aşa­ma­nın so­nu­cun­da ey­le­me ge­çe­cek­tir.

Gön­de­ren ile özne ara­sın­da­ki bir ey­le­min ya­pıl­ma­sı ile il­gi­li söz­leş­me ey­le­tim aşa­ma­sın­da ol­mak­ta­dır. Her ba­kım­dan ‘et­tir­gen­li­ğin’ söz ko­nu­su ol­du­ğu bu aşa­ma­da gön­de­re­nin, öz­ne­den bir eylem yap­ma­sı­nı is­te­me­si, bir şeyi yap­tırt­ma­sı söz ko­nu­su­dur. Ancak yap­tırt­mak kip­li­ği de başka kip­lik­le­re bağ­lı­dır. Şöyle bir yak­la­şım doğru ola­bi­lir: Öz­ne­nin bir edimi yap­ma­sı için ken­di­sin­de bu­lun­ma­sı ge­re­ken dört kip­li­ğin, bir ba­kı­ma, gön­de­ren ta­ra­fın­dan öz­ne­ye esin­len­me­si, onun bir ey­le­mi yap­ma­sı­na inan­dı­rıl­ma­sı ge­rek­li­dir. Yani /inan­dır­mak/, /is­tet­mek/, /bil­dir­mek/ ya da /bil­me­si­ni sağ­la­mak/ ve /ya­pa­bi­le­ce­ği­ne güven ver­mek/ gibi kip­sel ya­pı­lar­la ola­cak­tır.

Çizge 4. Gü­nü­müz­de kul­la­nı­lan an­la­tı iz­len­ce­si­nin ev­re­le­ri ör­nek­çe­si

Bu çi­zel­ge­de her ey­le­ye­nin diğer ey­le­yen­le olan iliş­ki­si­ni açık­la­nır. Ey­le­tim ve yap­tı­rım aşa­ma­sın­da­ki iki fark­lı /ikna etme/ kip­li­ğin­den söz edi­le­bi­lir. Ey­le­tim aşa­ma­sın­da gön­de­ren, öz­ne­yi bir eylem yap­ma­sı ko­nu­sun­da /ikna eder­ken/; yap­tı­rım aşa­ma­sın­da özne, gön­de­re­ni bir ey­le­mi ya­pa­bil­di­ği (ya da ya­pa­ma­dı­ğı) ko­nu­sun­da /ikna eder/.

An­la­tı iz­len­ce­sin­de bu aşa­ma­lar tek yanlı ola­rak bir­bi­ri­ni ön­var­sa­yar. Ör­ne­ğin yap­tı­rım aşa­ma­sı ey­le­tim aşa­ma­sı­nı ön­var­sa­yar. Bir başka açı­dan yap­tı­rım aşa­ma­sı eylem yo­luy­la ey­le­tim aşa­ma­sı­nı var­sa­yar. Courtès bu du­ru­mu şu şe­kil­de çiz­ge­leş­ti­rir (1995:51):

Çizge 5. Üç aşa­ma­ya in­dir­gen­miş an­la­tı iz­len­ce­sin­de­ki aşa­ma­lar arası iliş­ki­ler

Bu çi­zel­ge­nin açık­la­ma­sı şudur: Eğer çö­züm­le­nen bü­tün­ce­de, ör­ne­ğin bir yap­tı­rım aşa­ma­sı söz ko­nu­su ise, bu aşa­ma­nın ön­var­say­dı­ğı bir ey­le­tim aşa­ma­sı da var­dır. Yine bir eylem var ise, bu ey­le­min ön­var­say­dı­ğı bir ey­le­tim aşa­ma­sı söz ko­nu­su­dur. Ama bazı ya­pı­lar­da üç aşa­ma­nın hepsi de yü­zey­sel ya­pı­da bu­lun­maz. Bu du­rum­da il­gi­li aşa­ma­la­rı be­lir­le­mek çö­züm­le­me­ci­nin işi ola­cak­tır.

Ey­le­ten-gön­de­ren an­la­tı sü­re­ci­nin ey­le­tim aşa­ma­sın­da yal­nız­ca bir işi gö­rev­len­di­ren ola­rak bu­lun­ma­ya­bi­lir. Fark­lı ya­pı­lar­da bu ey­le­yen söz veren, ce­sa­ret­len­di­ren, mey­dan oku­yan, des­tek­le­yen, teş­vik eden, baş­tan çı­ka­ran, kış­kır­tan bir iş­le­vi üst­le­nen bir ey­le­yen de ola­bi­lir. Şunu be­lir­te­lim, öz­ne­den daha üst ko­num­da ol­du­ğun­dan gön­de­ren tanrı, kral, pa­di­şah, baba gibi elin­de sı­nır­sız erk olan bir top­lum­sal kim­lik ol­ma­ya­bi­lir. Bu görev bü­tü­nüy­le an­la­tı için­de­ki kip­sel söz­ce­ler­le or­ta­ya çıkan bir ey­le­yen ta­nı­mı­dır.

3. Gön­de­ren
Daha ön­ce­ki çi­zel­ge­de, ey­le­tim aşa­ma­sı /yap­tırt­mak/ kip­li­ği­nin ger­çek­leş­ti­ği aşa­ma­yı be­lir­tir. Bir baş­ka­sı üze­rin­de yap­mak ey­le­mi­ni ger­çek­leş­tir­me­ye yö­ne­lik ye­ti­le­ri olan her ey­le­yen her türlü dil­sel ya­pı­da gön­de­ren ol­ma­ya aday­dır. Ey­le­tim aşa­ma­sın­da, gön­de­ren ile özne ara­sın­da, ey­le­min ya­pıl­ma­sı­na yö­ne­lik bir inan­dır­ma, esin­le­me, ikna etme kip­sel du­rum­la­rı söz ko­nu­su­dur. Bu açı­dan gön­de­ren bir baş­ka­sı üze­rin­de bir şey /yap­tır­tan/ ey­le­yen ol­du­ğu açık­tır. Yapma ey­le­mi et­tir­gen bir söz­ce­nin kip­li­ği­ne dö­nü­şür. Ey­le­mi /yap­tır­tan/ gön­de­ren, ey­le­mi /yapan/ ise öz­ne­dir. /Yapma/ edimi de, ön­ce­lik­le /inan­ma/ ve diğer edim­le­rin olum­lu son­lan­ma­sı ile ger­çek­le­şe­cek­tir. Bir edimi yap­ma­ya ina­nan (/yap­ma­ya-inan­mak/) özne ey­le­me geç­me­ye ha­zır­dır.

Gre­imas’ın eylem gös­ter­ge­bi­li­min­de gön­de­re­nin iş­le­vi çok açık be­lir­til­me­miş­tir. Bu ey­le­yen, öz­ney­le bir an­laş­ma yapan, öz­ne­yi bir edimi yap­ma­ya zor­la­yan ya da teş­vik eden bir işlev ola­rak be­lir­le­nir. Gü­nü­müz gös­ter­ge­bi­lim çö­züm­le­me­sin­de gön­de­re­nin, ol­duk­ça fark­lı gö­rev­le­rin de ya­pıl­ma­sın­dan so­rum­lu bir ey­le­ye­ne dö­nüş­tü­ğü gö­rü­lür.

Ge­liş­ti­ri­len yeni çi­zel­ge­de ey­le­yen­le­rin an­la­tı için­de­ki yeri daha ay­rın­tı­lı ola­rak be­lir­ti­lir. Ör­ne­ğin ey­le­tim ve yap­tı­rım aşa­ma­la­rı gön­de­re­nin eylem alanı için­de ta­nım­la­nır. Yani gön­de­ren gerek an­la­tı ge­rek­se söy­lem­de­ki an­la­tı­sal çiz­gi­nin iki ucun­da yer alır. Ku­ram­sal açı­dan an­la­tı­yı baş­la­ta­nın da, bi­ti­re­nin de gön­de­ren ol­du­ğu söy­le­ne­bi­lir. Ey­le­tim aşa­ma­sın­da özne ile an­laş­ma yapan, öz­ne­yi yön­len­di­ren; yap­tı­rım aşa­ma­sın­da ise, son­la­nan ey­le­mi de­ğer­len­di­rip öz­ne­yi yar­gı­la­yan bu ey­le­ye­nin hem an­la­tı­lar­da hem de her türlü söy­lem­de önem­li bir yeri ol­du­ğu gö­rü­le­bi­lir. Yani ey­le­me da­ya­lı ya­pı­lar­da gön­de­ren ey­le­ye­ni­nin önem­li bir dü­zen­le­yi­ci­lik gö­re­vi üst­len­di­ği­ni söy­le­me­ye gerek bile yok­tur. Çi­zel­ge­nin ikin­ci aşa­ma­sı olan eylem aşa­ma­sın­da da gön­de­re­nin iş­le­vi var­dır. Gös­ter­ge­bi­lim­sel çö­züm­le­me­ler­de, an­la­tı iz­len­ce­si­nin üç temel aşa­ma­sın bağlı ola­rak gön­de­ren, de­ği­şik iş­lev­le­ri üst­len­di­ği gö­rü­lür (Bert­rand, 2000:189): Ey­le­tim aşa­ma­sın­da esin­le­yi­ci gö­re­vi­ni üst­le­nen gön­de­ren, eylem aşa­ma­sın­da (Gre­imas’ın çö­züm­le­me­sin­de­ki edinç ve edim aşa­ma­la­rı) iş­lem­ci öz­ne­nin yar­dım­cı­sı ko­nu­mun­da­dır. Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da ise, yar­gı­la­yı­cı (fr. ju­di­ca­te­ur) gö­re­vi­ni üst­le­nir. Gön­de­re­nin fark­lı yer­le­rin­de­ki iş­le­vi­ne bağlı ola­rak bazı gös­ter­ge­bi­lim­ci­ler ey­le­ten (fr. ma­ni­pu­la­te­ur) ve yar­gı­la­yı­cı ola­rak (Courtès, 1991: 99, 100, 116; Eve­ra­est-Des­medt, 2000:105) iki gön­de­ren ti­pin­den söz eder. Belki gön­de­ren­le il­gi­li son ta­nım­la­ma­ya bağlı ola­rak, bu gruba yar­dım­cı-gön­de­ren gibi üçün­cü bir adı da ek­le­mek ge­re­ke­cek­tir. Bu tür fark­lı ad­lar­la anıl­sa da, aynı ey­le­yen söz ko­nu­su­dur, ara­da­ki fark ise, il­gi­li ey­le­ye­nin fark­lı aşa­ma­lar­da özne ile olan iliş­ki­si ya da an­la­tı iz­len­ce­si­nin fark­lı aşa­ma­la­rın­da­ki üst­len­di­ği rol­ler­dir.

Yap­tı­rım aşa­ma­sın­da, baş­ta­ki kış­kır­tı­cı gön­de­ren ye­ri­ne yar­gı­la­yı­cı ya da de­ğer­len­di­ri­ci bir kim­li­ği ve iş­le­vi olan bir gön­de­ren söz ko­nu­su­dur. Bu açı­dan yap­tı­rım aşa­ma­sın­da­ki gön­de­ren ger­çek bil­gi­ye sahip ol­ma­lı ya da ya­pı­lan edimi de­ğer­len­di­re­bi­lecek du­rum­da ol­ma­lı­dır. Öyle ya, öz­ne­nin yap­tı­ğı edime bağlı ola­rak onu ödül­len­di­recek ya da ce­za­lan­dı­ra­cak­tır. Bu işi ya­pa­bil­me­si için ken­di­sin­de bazı ye­ti­le­rin ol­ma­sı ge­rek­li­dir. Yine övgü ya da kı­na­ma gibi yap­tı­rım söy­lem­le­ri­nin doğ­ru­lu­ğu için bu söy­lem­le­ri be­lir­ten gücün ey­le­yen­sel ko­nu­mu­nun, özne üze­rin­de­ki ko­nu­mu­nun ve an­la­tı­da­ki gü­cü­nün bi­lin­me­si ge­rek­li­dir. Yet­ki­li bir gön­de­re­nin ol­ma­ma­sı du­ru­mun­da, yap­tı­rım­la il­gi­li söy­lem­ler doğ­ru­la­yı­cı et­ki­si­ni kay­be­der. Ga­ze­te ya­za­rı her gün hü­kü­me­ti eleş­ti­rir, ancak bu edim­de güç ola­rak öz­ne­yi (hü­kü­me­ti) et­ki­le­ye­bi­lecek yet­ki­de ol­ma­dı­ğın­dan, ga­ze­te­ci­nin elin­de hü­kü­me­ti ödül­len­dir­me ya da ce­za­lan­dır­ma erki bu­lun­ma­dı­ğın­dan, ger­çek an­lam­da bir gön­de­ren iş­le­vi­ni ye­ri­ne ge­ti­re­mez. Ama Cum­hur­baş­ka­nı ya da Ana­ya­sa Mah­ke­me­si ger­çek bir gön­de­ren ol­du­ğun­dan hü­kü­met üze­rin­de ger­çek an­lam­da bir etki ya­pa­bil­mek­te­dir. Ga­ze­te­ci­nin ko­nu­mu yo­ru­ma açık­tır. Eğer top­lum­sal baskı gru­bu­nun söz­cü­sü ola­rak gö­rü­lür­se bazı erk­le­ri­nin ol­du­ğu­nu da kabul etmek ge­re­ke­bi­lir.

Fon­ta­nil­le, an­la­tı iz­len­ce­sin­de­ki kip­sel ya­pı­yı, iz­len­ce­nin tüm aşa­ma­la­rı­nı da göz önün­de bu­lun­du­ra­rak ye­ni­den sı­nıf­lan­dı­rır. Gön­de­ren – kip­sel nesne – özne ve özne – değer nesne ara­sın­da­ki iliş­ki­le­ri dört aşa­ma­lı bir kip­sel yapı için­de de­ğer­len­di­rir (Fon­ta­nil­le, 1999:75-76):

* İnan­dır­ma-üst­len­me: İnanma iki dü­zey­de ger­çek­leş­mek­te­dir. Ön­ce­lik­le gön­de­re­nin bir ey­le­min ya­pıl­ma­sı­na /inan­ma­sı/ ge­rek­li­dir. Bu inan­ma­ya bağlı ola­rak iş­lem­ci öz­ne­den bu ey­le­min ya­pıl­ma­sı­nı is­te­ye­bi­lir (/yap­tırt­mak-is­te­mek/) ya da is­te­mez (/yap­tırt­ma­mak-is­te­mek/, (/yap­tırt­mak-is­te­me­mek/). Gön­de­re­nin bir ey­le­min ya­pıl­ma­sı­na ve ey­le­min ge­rek­li­li­ği­ne inan­ma­sı ge­rek­li­dir. Gön­de­ren­de bu inan­ma du­ru­mu ol­ma­sı ha­lin­de, öz­ne­yi eylem yap­ma­sı­na /inan­dı­rır/ yani /ikna eder/. Ey­le­tim aşa­ma­sın­da­ki gön­de­re­nin bu et­ki­le­me­si bir açı­dan öz­ne­nin kip­sel nes­ne­le­re sahip ol­ma­sı­na katkı ola­rak dü­şü­nü­le­bi­lir. Bu inan­dır­ma­nın so­nu­cun­da, iş­lem­ci özne ey­le­mi yap­ma­yı be­nim­ser ve üst­le­nir. Bu­ra­da gön­de­ren açı­sın­dan /esin­le­mek/, /ikna etmek/, /inan­dır­mak/ kip­lik­le­rin­den; iş­lem­ci özne açı­sın­dan ise /üst­len­mek/ ve /be­nim­se­mek/ kip­lik­le­rin­den söz edi­le­bi­lir.

* Gü­dü­len­me: Gön­de­ren ta­ra­fın­dan be­lir­ti­len edimi yapma ko­nu­sun­da inan­mış bir iş­lem­ci öz­ne­nin değer nes­ne­ye sahip olmak için ken­di­si­ni ha­zır­la­ma aşa­ma­sı­nı be­lir­tir. Gü­dü­len­me, gön­de­ren ta­ra­fın­dan et­ki­le­nen ve yön­len­di­ri­len iş­lem­ci öz­ne­nin /is­te­mek/ ya da dı­şa­rı­dan gelen istek olan /zo­run­da olmak/ kip­le­ri­ne sahip ol­du­ğu aşa­ma­yı be­lir­tir.
Bu iki aşa­ma­nın bir­le­şi­mi (inan­dır­ma-üst­len­me ve gü­dü­len­me) bir ba­kı­ma Gre­imas’ın ge­liş­tir­di­ği ‘ey­le­tim’ aşa­ma­sı­na denk düşer.

* Hazır olma: Ey­le­me geç­me­den önce, eylem yap­ma­ya gü­dü­len­miş bir iş­lem­ci öz­ne­nin ken­di­sin­de olan ye­te­nek­le­ri­ni de­ğer­len­dir­me­si öz­ne­nin hazır ol­du­ğu­nu be­lir­tir. Bu da /muk­te­dir olmak/ ve /bil­mek/ kip­lik­le­ri ile be­lir­gin­leş­mek­te­dir. Hazır olma aşa­ma­sı, biraz fark­lı­lık­la­rı ile bir­lik­te Gre­imas’ın ör­nek­çe­sin­de­ki ‘edinç” aşa­ma­sı­na denk düş­mek­te­dir.

* Ger­çek­leş­tir­me: İnan­dır­ma aşa­ma­sın­da gön­de­ren ta­ra­fın­dan /be­nim­se­ti­len/ bir edi­min so­rum­lu­lu­ğu özne ta­ra­fın­dan /üst­le­ni­lir/ ve özne ey­le­me geçer. Bu da /yap­mak/ kipi ile be­lir­gin­le­şir. Bir şeyi yap­mak için, o ko­nu­da bil­gi­li olmak ve yapma er­ki­ne sahip olmak ge­rek­li­dir. Yani /bilen/ ve /muk­te­dir olan/ bir özne ey­le­me geçer. Bu açı­dan bi­liş­sel boyut (/bil­mek/) edim­sel bo­yut­tan (/yap­mak/) önce gelir. Öz­ne­nin gön­de­ren ta­ra­fın­dan ce­sa­ret­len­di­ril­me­si, bir başka açı­dan onun ya­pa­ca­ğı ey­lem­le il­gi­li /bil­me­si­ni/ de (bil­gi­len­me) sağ­lar. Ger­çek­leş­me aşa­ma­sı­nın, bir ba­kı­ma daha ön­ce­ki olu­şum­da­ki edim aşa­ma­sı­na denk düş­tü­ğü söy­le­ne­bi­lir.

Bu dört aşa­ma­yı çi­zel­ge ha­li­ne ge­tir­di­ği­miz­de şöyle bir sonuç elde ede­riz (Fon­ta­nil­le, 1999:165; Fon­ta­nil­le, Ja­c­qu­es & Zil­ber­berg, Cla­ude, 1998:190):

Bert­rand’a göre oluş­tu­ru­lan çi­zel­ge bu bi­çi­mi ile yal­nız­ca an­la­tı­yı değil, her türlü insan et­ki­le­şi­mi­ni çö­züm­le­me­de kul­la­nı­la­bi­lecek du­rum­da­dır (Bert­rand, 2000:187). Daha önce Fon­ta­nil­le’den ak­tar­dı­ğı­mız şe­kil­de, ge­liş­ti­ri­len kuram; çiz­ge­sel­leş­ti­ri­ci, geniş açı­lım­lı, tümü kap­sa­yı­cı to­po­lo­jik bir ta­sa­rım ola­rak gö­rül­mek­te­dir. Bu­ra­da çiz­ge­leş­ti­ri­len şey yal­nız­ca an­la­tı değil, in­sa­na ait ey­lem­le­ri, in­sa­na ait anlam sağ­la­yı­cı her tür­den sözel ya da sözel ol­ma­yan an­la­tım bi­çim­le­ri ya da kul­la­nım­la­rı be­lir­ten ya­pı­lar­dır. Yal­nız­ca dil­sel bir ile­ti­şim mo­de­li değil, edim ha­lin­de­ki söy­lem­den bek­le­ni­len amaç ve et­ki­le­ri be­lir­ten bir ya­pı­dır.Ey­le­yen çi­zel­ge­sin­de­ki gön­der­ge kav­ra­mı­na bak­tı­ğı­mız­da, as­lın­da ile­ti­şim­sel ya­pı­da çok önem­li bir iş­le­vi olan ey­le­yen­dir. Bu ne­den­le eylem alanı fark­lı ya­pı­lar­dan yola çı­kı­la­rak ye­ni­den ta­nım­lan­mış­tır. Kı­sa­ca yeni Gre­imas­çı­la­rın ey­le­yen çi­zel­ge­sin­de gön­de­re­nin çok önem­li bir yeri ol­du­ğu gö­rül­mek­te­dir. Her üç aşa­ma­da da özne ile et­ki­le­şim için­de­dir. Ancak her üç aşa­ma­da­ki iş­lev­le­ri fark­lı­dır.

 

Dipnotlar:

  1. LE­ME­LIN, Je­an-Marc. La sémi­oti­que des dis­co­urs <http://​www.​ucs.​mun.​ca/​~le­me­lin/fon­ta­nil­le.​htm> (son ula­şım: 1 Mayıs 2003)

2. To­po­lo­ji, ge­omet­ri bi­li­min­de kul­la­nı­lan bir kav­ram­dır. Tanım ola­rak da “ge­omet­rik ci­sim­le­rin ni­te­lik­le­riy­le il­gi­li özel­lik­le­ri­ni ve bağıl ko­num­la­rı­nı, biçim ve bü­yük­lük­le­rin­den ayrı ola­rak alıp in­ce­le­yen ge­omet­ri dalı” (Türk­çe Söz­lük) bi­çi­min­de be­lir­ti­lir. Gös­ter­ge­bi­lim­sel an­lam­da to­po­lo­jik ta­sa­rım ise, gös­ter­ge­le­rin ni­te­lik­le­riy­le il­gi­li özel­lik­le­ri ve bağıl ko­num­la­rı­nı ele almak ola­rak de­ğer­len­di­ril­me­li­dir.

 

Kaynakça


BERT­RAND, Denis (2000) Précis de Sémi­oti­que Littéraire, Paris : Nat­han Uni­ver­sité.
CO­UR­TES, Jo­seph (1991) Analy­se Sémi­oti­que Du Dis­co­urs. De l’Énoncé à l’Énon­ci­ati­on, Paris: Hac­het­te/Uni­ver­sité.
CO­UR­TES, Jo­seph (1995) Du Li­sib­le au Vi­sib­le, Bru­xel­les: De Bœck-Wes­ma­el s.a.
EVE­RA­ERT-DES­MEDT, Ni­co­le (2000) Sémi­oti­que du Récit, 3e édi­ti­on, Bru­xel­les: De Boeck & Lar­ci­er s.a.
FON­TA­NIL­LE, Ja­c­qu­es (1998) Sémi­oti­que du Dis­co­urs, Li­mo­ges: PULIM.
FON­TA­NIL­LE, Ja­c­qu­es (1999) Sémi­oti­que et Littéra­tu­re, Paris: PUF.
FON­TA­NIL­LE, Ja­c­qu­es; Cla­ude ZIL­BER­BEG (1998) Ten­si­on et Sig­ni­fi­ca­ti­on, Liège, Mar­da­ga.
GRE­IMAS, Al­gir­das-Ju­li­en (1983) Du Sens II, Es­sa­is Sémi­oti­qu­es. Paris: Edi­ti­ons du Seuil.
GRE­IMAS, Al­gir­das-Ju­li­en, Jo­seph CO­UR­TES (1979) Sémi­oti­que. Dic­ti­on­na­ire Ra­isonné de la Théorie du Lan­ga­ge. cilt. I. Paris: Hac­het­te-Uni­ver­sité.
GRE­IMAS, Al­gir­das-Ju­li­en; Ja­c­qu­es FON­TA­NIL­LE (1991) Sémi­oti­que des Pas­si­ons. Des États des Cho­ses aux États d’Âmes, Paris: Seuil.
KLIN­KEN­BERG, Je­an-Ma­rie (2000) Précis de Sémi­oti­que Générale, Bru­xel­les: De Boeck Uni­ver­sité.

 

Bu ça­lış­ma­ya atıf yapmak için basılmış makalenin kay­nak­ça­sı:


Günay, V. D., 2004 “Fran­sız Gös­ter­ge­bi­li­min­de Yeni Açı­lım­lar” Dil­bi­lim Der­gi­si, sayı: 12, İstan­bul: İstan­bul Üni­ver­si­te­si Ede­bi­yat Fa­kül­te­si Fran­sız Dili ve Ede­bi­ya­tı Ana­bi­lim Dalı Der­gi­si [29-45]

 

Bu çalışmaya atıf yapmak için e-kaynakça


Günay, V. Doğan. Fran­sız Gös­ter­ge­bi­li­min­de Yeni Açı­lım­lar. Tür­ki­ye Gös­ter­ge­bi­lim Çev­re­si. <http://​turk­gos­ter­ge­bi­li­mi.​com/​ca­te­gory/​gos­ter­ge­bi­lim-ya­zi­la­ri/​> …/…/ 2021 (erişim tarihi).

 

Fransız Göstergebiliminde Yeni Açılımlar

Prof. Dr. Doğan Günay için
yorumlar kapalı
Paylaş

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.