“Baba”nın Metinlerarasılığı Üzerine…

Prof. Dr. Kubilay Aktulum

 

Her baba, anne gibi, bir göndergedir. Her çocuğun göndergesi… Baba, çocuğun alt-metnidir; çocuk ise “ana-metin”. Her çocuk, babanın (ve annenin) bir alıntısı değil midir? Onların “izlerini” taşımaz mı? Çocuk ve baba arasında kurulan ilişki bir dönüşüm ilişkisidir. Her çocuk, yeni bir bağlamda babanın eski anlamını sürdüren ancak yeni bir anlamla donanan bir göstergeler dizgesidir. Anlamlı bir bütündür. Bir gönderge olarak baba, Kristeva’nın terminolojisiyle söylersem, bir “üreten-metin”dir (génotexte); çocuk ise bu edimin sonunda ortaya çıkan bir “üretilmiş metin” (phénotexte). Birinci, ikincinin yapısını belirleyen, etkileyen en temel etkendir. Nesillerarasılığın gerçekleşmesi temel bir gönderge olarak baba ile olasıdır. “Etki” onunla gerçekleşir. Ana-metnin anlamsal etkisi, alt-metnin varlığıyla belirlenir. Çocuğu gösteren düzleminde belirleyen, biçimleyen, dizgeleştiren babadır. Gösterilen düzleminde çocuğu anlamsal bakımdan belirleyen de anne yanında babadır. Hem gösteren hem de gösterilen düzleminde biçimlenen, dönüşen ve başka bir anlamlı yapıya bürünen çocuk, dönüşüme uymadığında bir kopyadan başka bir şey değildir. Bir aşırma, intihal yani!..

Çocuğun doğumu üzerine her türden bilgi (yani çocuğun doğumu üzerine anlatılanlar, doğarken çekilen fotoğraflar, tanıklıklar vb. her şey) “çocuğun yan-metinselliğine” karşılık gelir. Bunlar onun “metin-öncesidir”, oluşum sürecine ilişkindir. Ya üst-metinsellik?.. Hastane koridorlarında “Bir kızınız ya da oğlunuz oldu” dendiğinde bu süreç işlemeye başlar. Çocuğun “türsel” konumuna ilişkindir. Büyüyünce “Yaşamım bir trajedi, bir dram ya da şiir vb.” dediğiniz her an “üst-metinselliğin” içerisindesiniz demektir. “Yorumsal üst-metin” ise “doğarken çok uslu bir çocuktu ama altına durmadan çiş yapardı ya da bizi hiç üzmedi vb. söylemlere ilişkindir. Babanızın ya da annenizin ağzından sıklıkla duyarsınız bu türden yorumları. Eğer babanızın ya da annenizin hâl ve hareketlerini taklit eder, tümden onlar “gibi” davranırsanız bir öykünme sürecine girersiniz. “Tıpkı babasına benziyor” gibi bir cümlenin anlamı budur. Onların söylemlerindeki bir içeriği alaya alır ya da yererseniz yansılamanın alanındasınız demektir. Babanızla “kaba saba” ilişkiler ya da söylemler sizi “kaba güldürü”nün alanına sokar (eskiden “hadi oğlum şuna bir küfür et bakim” diyen babaları çok görürdük). Her ortamda babanızdan duyduklarınızı yinelerseniz bir “klişe”den başka bir şey değilsiniz demektir. İşte böyle sürer gider okuma. Babanın “palempsest”i olmak, onu yenidenyazmak, yaşamınıza kolajlamak…

Yazdıklarım komik değil mi? Oysa yaşam bir metin gibi. B’yi büyük yazın. Oldu size “Tanrı” (sonsuz ve tek “ana-metin”). Din kitapları, din felsefeleri “Tanrı, insanı kendi cisminde yarattı” demiyor mu? Demek ki hepimiz bir metinlerarasılıktan ibaretiz. Babalar Günü’nün anlamı bu işte. Ben Anneler Günü’nü tercih etsem de…

 

“Baba”nın Metinlerarasılığı Üzerine…

Prof. Dr. Kubilay Aktulum için
yorumlar kapalı
Paylaş
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.